Perşembe, Şubat 27, 2003

-hold me
- I can't
ruh halim o kadar hızlı deişio ki ben bile takip edemiyorum. iki dakkam iki dakkamı tutmuo bu aralar.
dizime saplanan dehşetengiz bir ağrı var. bazen kitlenio ve yürüyemiyorum. ayrıca yapı kredi den ve telekartından nefret ediorum bu da böle biline.
tylol hot, audrey hepburn hayatı, hercules poirot, yardim saçımı neden, gülüşünü özledim, ve tabiki tüm zamanların galibi , mum kursu aramış bu haftanın dervişleri.

Salı, Şubat 25, 2003

and twisted thoughts that spin around my head, I'm spinning. I'm spinning how quick the sun can drop away.
playlist ime tüm zamanların en tehlikeli şarkısını koydum ve shuffle yabdım. ve tahmin edin evet, çalıo şu anda. bu bi işaret miydi?
keşke görmediklerini merak ettiği için değil, gördüklerini sevdiği için.
artık tutumlu bir insan olacağım . ofise kahvaltı sandviçi getirmeye başladım bu sabah. bi de üç adım yol için taksiye binmekten vazgeçsem, bunun yerine on beş dakka erken uyanıp yürüsem mesela, ahftada 10 milyonu kurtarmış olucam. 1o milyon deyip geçmeyin, iki kere sinemaya gidebilirsiniz, 3 film alabilirsiniz, fiyatına göre 2 kitab, 25 boş cd, 3 çile yün alabilirsiniz. bunlar bu güne bu gün hayatımıza renk katan şeyler değil mi ya!
ofis çok soğuk!!! bilgisayarım bozuk. nie böle yaaa. elektirikler de gitmesin ayrıca, elektirik dediin ağır başlı, saygın bi şahsiyet olmalı, kırk kere gidip gelmemeli kıçı kırık yeni yetmeler gibi. şurda kaç senelik hukukumuz var darılıorum ama bak. ayıp yani, bana diilse bile valide hanıma ayıp, ne çabuk unuttun kaz gibi yuttuun dolmaları, terbiyesiz cık, cık , cık.
öncelikle, hasta olanın yeniden faaliyetlerine başladığını cümle aleme duyurmak istiyorum sayın seyirciler. şen kalın, esen kalın.

Pazartesi, Şubat 24, 2003

isimsiz bir his var içimde. hakkında tek bildiğim negatif olduğu.
yaşamsal aktivitelerim o kadar azaldı ki son 48 saatte, canımın sıkılmasına yetecek kadar bile çalışmıyor beynim. ama mızmızım yine de.

Pazar, Şubat 23, 2003

ya saçımı ya odamı değiştiricem. bu kesin.
tritesse...
şu an turuncu ışık ağırlıklı, klasik jazz mümkünse ella fitzgerald ya da onun ses yumuşaklığıdan bir şeyler çalan bir cafede, kahve içiyor olmak isterdim. ya da şarap. etraftan insanların gülüşleri duyulsun ve ben ya birini beklerken kitap okuyor olayım ya da çok yumuşak bir konuda sohbet ediyor olayım isterdim. koltuklar değil de çok rahat sandalyeler olsun, içerisi sıcak olsun ama boğmasın isterdim. ve ya duvarda çok güsel bir resim olsun ya da camdan kız kulesi ve karşı tarafın ışıkları görünsün isterdim. evet bunu isterdim.
pazar huysuzluğu diyelim geçip gitsin.
ellerini nereye koyacağını bilemedin. nereye bakacağını, ne söyleyeceğini ve ne yapacağını bilemedin. durdun öylece. duruyorum dedin ne yapıyorsun dendiğinde. uzaklara gitmek isteyip gidemedin, gitmek istedin adresi kayıp şehirlere, ortadan kaybolmak ve başka biri olarak başka bir hayata başlamak belki, denemedin. uzaklara baktı oysa hep gözlerin, sahip olmadığın şeyleri özledin oysa hep. sustun acılar boğazına toplandığında, söylemek istedin, söyleyemedin. söylemedin. ellerin üşüdü, kimseye uzanıp ısıt demedin.