Salı, Ağustos 20, 2002

dün ırmakların evine gittik. öncesinde nargile içmiştik hafif başım dönüyordu. benim başım dönerken denizde minik gözler oluşuverdi. yağmur yağdı sonra bizi kaldırdılar yerimizden. biz de gittik. ırmaklarda yağmur yağdı. yağmur. bu ara gene benim biricik sevgilimsin yağmur. hep buralardasın. ben çok huzursuzum yağmur. nolucak benim bu halim. neyin içerde neyin dışarda kalması gerektiğine artık karar veremiyorum yağmur. dışarda kalsın istiyorum. böylece daha kolay olacak hayat. ama içerde olmasına özlem duyuyorum. içeri almaya karar veriyorum ama bu defa o içeri girmek istemiyor. birisini ya da bir olayı yaşam çemberinin içine almak tek kişilik bir olay değil ki. tam katılım gerektiriyor. sonra en ufak bir aksilik de hoop, bırakıyorum elimdekileri. sonuçta ben gerginliğimle ellerim boş ölece salak gibi kalıyorum kendi içimin ve dışımın ortasında. ve doğal olarak hiç bir yere varamıyorum, hiç bir şeyi değiştiremiyorum.
cumartesi gecesi eve dönünce bi garip oldum. asansörde düğmleri ters tarafta, yani nillerin asansöründeki yerlerinde aradım. zaten metenin arabasıyla nillerin sokağına saptığımız anda hepimiz evimize gelmişiz de yatıp uyuycakmışız gibi hissediyodum. sonra tabi yol boyu surat astım. ertesi gün ailemi yabancıladım.
yağmur yağıyo, iş yerinde bir başımayım. müzik var. simit yedim. alkolizm bloglarını okudum güldüm. peki huzurlu muyum? tabiki hayır.

Çarşamba, Ağustos 14, 2002

YARIM
seni görebilmek için
o geriye döndüğüm zamanlar
ikimizde ölüyoruz
yaşarken.
öyle çok ihanet edildi ki ona,
artık kimse onun kalbini nereye gizlediğini bilemez.
yaratan ellerim dibe de çekebilir aynı zamanda.
öyle çok değiştim ki. durup bakınca geriye yürüdüğüm yollar beni beklediğimden ne kadar farklı yerlere çıkartmış, bir zamanlar durduğum yerin ne kadar da uzağına düşmüşüm. dışardan bakınca umursamaz ve zaman zaman katı görünen, içerden ürkek bir insan oluvermişim. bazı şeylerin düşüncesinden bile öyle çok korkuyorum ki. kendimi bazı ruh hallerinde hayal etmeye çalıştığımda korkudan soluğum kesiliyor. göze alamıyorum artık kayıpları. eskiden acıya ya tehlikeye karşı aptalca bi cesaretle atabilirdim kendimi. gelecek acıların beni yenileyeceğine dair bir inancım vardı. şimdi de var. evet acılar değiştirir çehremi. ama galiba eski çehremi özlüyorum. yürüdüğüm yolların beni çıkarttığı sokaklar olmayı hayal ettiğim sokaklar değil. yüzeyde görünen, başarılı hayatım değil bahsettiğim. yoketmeyi başardığım duygusal hayatım. aferin bana. yokettim bravo. alkış!

Salı, Ağustos 13, 2002

yalnızca sana seslenmek istemiştim.
sen beni
canlı cansız herşeye seslenmeye ittin.
- Hmm. Demek bi kere intikam aldın. Ama bu bayaa sertmiş, belki bunun yanında diğerleri çok hafif kaldıı için saymıyosundur onları
-yoo cidden genelde onla mı uraşıcam vaktimi harcamamı haketmio dşie düşünür ve görmezden gelirim kendimle ilgili yani sevdiim birine zarar verirse biri o zaman biraz deişebilir tabi durum
-Belki ben yanlış algıladım. Ya da belki yapmıyosun ama o mesajı yolluyosun. "Bana yanlış yaparsan aazına mçılır"
-o mesajı veriyo olabilirim yani o kadar fazla yamuk yapıldı ki senin canın yandıktan sonra intikam almışsın almamışsın bi önemi yok o yüsden o mesajı verip korumaya çalışıorumdur
-Evet sanırım bunu yapıyorsun.

Pazartesi, Ağustos 12, 2002

gözlerine bakar ağlar bu son şarkı son umut
gitme
hep burada kal
bizimle kal bu kıyıda.
mutluluk ihtimalini görünce panikleyip bozuyor işte. çok çalıştığı bir sınava son dakika da girmekten vazgeçmek ya da çok eğleneceğini bildiği bir konserin kapısında girmekten vazgeçip eve gitmek istemek... böylece mutlu anıları olmuyor. kötü bir şey olduğunda karşılaştırıp daha yalnız ve üzgün hissedeceği anlar birikmiyor belleğinde. belki mutsuz ama inişleri çıkışları olmadığı için daha az acı veren bir hayat sürüyor kendi kendine.
-anlayamıyorum insan neden böyle bir şey yapar ki kendine?
-çok kırıldığı için.
how could I be so immature to think that he will replace the missing elements in me?
ı can say no to hope, ı can say no to happiness.
gelmek ve gitmek. gelmekte asıl mesele bir yere varmak. varmak gelmenin somut hali ve hatta amacı. gitmek öyle değil oysa, gitmekte asıl olan varılmış bir yeri bırakmak. bırakmak ve riske atılmak. belirsizlik. birinde belirliyorsun herşeyi, diğerinde belirsizleştiriyorsun.
gelmek-gitmek. gel-git. gel-git akıllı. gelin. gelmek daha çok takdir topluyor sanırım. gelin diye bir şey var. gelmek mutluluk veren bir şey olsa gerek. bu toplumun kadınlara yüklediği en büyük mutluluğu gelin olmayı gel kökünden türetmişler. erkeklerin en büyük mutluluğu olduğu varsayılan hayatlarının büyük çoğunluğunda akıllarında olduğu söylenen sekste en büyük mutluluk noktaları olan boşalmakta gelmek diye tabir ediliyor. nedir bu gelme hevesi anlamadım ki ben. çok sıkıcı, geliosun, ee sona? sonası yok geldim bitti. eve geldim gün bitti. işe geldim keyif bitti. yazlıa geldim hafta bitti. manasız bişi.

Perşembe, Ağustos 08, 2002

yağmur yağdı. öyle güzeldi ki. yağmur. daimi sevgilim :)
bazen eziyorum kendini. yaptığım her şey batıyo. yararsız gereksiz ve beceriksiz hissediyorum. neden bilmiyorum. biliyorum ama söyleyesim yok. yok işte. olsa da sana sölemem.

Salı, Ağustos 06, 2002

yolda giderken birisini görürsün. otobüsün camından puslu bir açıyla. sonra akar gider yanından. senden sonrasını bilmezsin. karşıdan karşıya geçmiş olabilir. karşıdan karşıya geçmemiş olabilir. karşıdan karşıya geçememiş, hızla gelen bir aracın altında kalmış olabilir. 10 saniye önce geçmekle yanından, görüntüler dünyasında sonsuz bir yaşam sunarsın ona. 10 saniye sonra geçseydin sonsuz bir ölüm armağan edecekti sana.
yol yanından akar gider. "ölü" bir kuş görmüşsündür. ya da ölü bir "kuş" görmüşsündür. ölümü mü yoksa kuşu mu gördüğün kime ve neden gittiğine göre değişir.