Cumartesi, Ağustos 31, 2002
bi sene sona nerdeyse iki tane yazı yazdım. ilk okuyanın tüyleri diken diken oldu. ikinci bunalıma girip kendini sorguladı üçüncü hüngür hüngür ağladı. bi arkadaşım benle birlikteyken sürekli kötü anlarını düşündüü için bi süre görüşmek istemedi. bi tanesi bi sene önce bana ben mutluyum sen mutsuz, senleyken mutsuz oluorum görüşmielim demişti. nil benim yüzümden paranoyak oldu kendine benzettim. bunlar sadece aklıma gelenler. hayatıma şu ya da bu şekilde giren insanları lanetledim. hepsi bi yara aldılar benden. yaraladım insanları. bulaşıcı hastalık gibi bişeyim ben. ne olduğum belirsiz. ebola gibi bişe. hepatit b. önce annamıosun sona ölüosun. aids gibi . mutluluk sistemlerini çökertip hayat anlamlarını kaybettiriorum insanlara. aptal ediorum. öle sadece durarak bile yapabiliorum. irenç bişeyim öğk bana.
odamı temizler gibi, eski kağıtları işe yaramayan ya da can sıkanları atar gibi neden hafızamı temizleyip acı veren anıları atamıyorum? acı çekecek yerleri yoketmeden acıyla başetmeyi öğrenmek. pek çok insana göre çok daha fazla şey kaldırabilirim biliyorum. kendimi daha iyi kontrol edebilirim. zor anları daha kolay atlatmış gibi görünebilirim. acı çekmiyor gibi görünüp eve gidince ağlayabilirim. ihtiyaç duyulduğum anda kendimle ilgili her türlü kötü durumu erteleyebilirim. ama bunlar çok zor. bütün bunları yapmak çok zor. başedebilmek ama acı çekmek çok zor. acının büyüklüğünü bilmek, neler olabileceğini öngörebiliyo olmak çok zor. korkuyorum insanlar için. küçük çocukların yüzüne baktığımda yaşamın onlara verebileceği acıları düşünüyorum. şimdi ne kadar mutlular ama ne kadar da mutsuz olacaklar hayatları boyunca diorum. acı çekicekler diorum. büyücülük kulesi sınavından çıkmış raistlin gibiyim. insanlara baktığında onların yokoluşunu gören kum saati gözlü adam gibi. acıları görüyorum. ve hiç birini engelleyemem biliyorum. hiç kimsenin acı çekmesine engel olamam. olamadım da. denedim ve başaramadım. öldü insanlarım. çekip gittiler. tutunamadılar. teker teker kayboldular.
geniş açıları buldum. daha doğrusu düzenledim. eskiden bişiler üretiomuşum. artık o da yok. boş laftan ibaret hayatım. hiç bir yer ve zamanda hiç bir şeye herhangi bir etkim yok. varlığım anlamsız. üretmeyen yaratmayan bir insan. sadece kendi kendine oturup hayatın ne kadar boktan olduğu düşünüp, acılar ve hikayeler biriktiren biri. ne işe yarıo? meçhul. öle var sadece. duruo. hayat boyu bi boka yaramıycak. hüzn yabıo bunalıo? nie peki? gerzek de ondan. falında aşk hayatının düzelmiyceni örendi. görücü mü evlencen kızım sen die dalga geçti fal bakan onna. o da nefret etti hayattan. sona hüzün yabıo. gerzek işte.
sadece aşka meşke de değil artık tavrım. herhangi bir insan sınırlarımı zorlayınca bile panikliyorum. değer vermek istemiyorum insanlara. önemsemek. daha fazla acı demek daha fazla insan. endişe demek. hayatın onlara neler yapabileceğini biliyorum. gördüm. görmeye dayanamam. görmek istemiyorum. çift yönlü bi tehlike aslında. hem onlar için korkuyorum hem kendim için. bilmiyorum. sonuç olarak tersleniorum, agresifleşiorum. kimsenin beni tanımadığı bir yere gitmek ve hiç kimseyle tanışmamak istiyorum. tek olmak istiyorum. böylece kimse gidemez hiç bir yere.
bu gün odamı topladım. eski defterler buldum bi sürü. farkettim son on senedir nerdeyse kendimi hayatta kalıcı ve büyük mutluluklar olmadığına inandırmaya ve küçük mutluluklarla yetinmeyi öğrenmeye çalışıyorum. ve beceremiyorum. bi noktada iradem kalmıo ve gene bi şeylerin peşinde buluyorum kendimi. oysa buna inanmalıyım. istemedikçe ve emek vermedikçe üzemes beni hiç bişe. bişi istemessem onu elde edemediğim için üzülmem. bişi istesem bile uğraşmassam emeğime yazık olma şansı kalma çünkü bi emek olmaz ortada. sakin ve durgun bi yaşam. kendimi deşmemeliyim. altından çıkanlara katlanamıyorum. daha iyisini hakettiğim fikrine katlanamıyorum. gerçekten varsa bişiler içerde bütün bu olanlar yaşananlar koca bi şaka olmalı. bu benim hayatım olamas sürgündeyim. bu kurak topraklar benim olamaz o zaman. bu yağmuru camlar arkasından seyreden insan ben olamam. dedikleri şeyler duruyorsa içerde bi yerde bu çiğnenip tükürülmüş hayat benim olamaz. çürümüş. solmuş.
Perşembe, Ağustos 29, 2002
eskiden yazları şaröye giderdim. efsunların yanına. deli gibi eğlenirdik. iki hafta falan kalırdık. efsun zaten en iyi arkadaşım, bide eğlenceli kışında görüşmeyi sürdürdüğümüz bi rup vardı orda. geceleri alternatif die bi disko vardı sahilde oaraya giderdik. gitmeye çalışırdık daha doğrusu yaşımız tutmuoydu her akşam içeri giremezdik. abuk subuk dolanırdık bütün gece.siteye döner orda konuşurduk. kaç kere azar işittik allah bilir. büyük onur küçük onur alper tolga ufuk buket yeliz billur fatih ben efsun. büyük onur a bonur, küçük onura konur derdik. küçük onurun okulu istanbul erkekti. sabahları kahvaltı ederdik onla. bana yılbaşında muhteşem bi parfüm almıştı bende ona bere örmüştüm. severdim çok onu. şeker bişedi. sona birinci sınıfın kışıdı. ben burhaniyeye gitmeden önceki gündü. bonur öldü. 22 yaşınd akalp krizi geçirdi ve öldü. efsun dışında bu insanların hiç biriyle bi daha görüşmedim.
iyi bişi olsa iyi bişi olsa iyi bişi olsa. iyi bişi olucakmış gibi ama olmaması daha muhtemel. sanki sevinicem ufacık tefecik bişi olucakmış gibi. ama ya olmassa. olucak gibi ama yani bu sebepsiz rahatlık falan bişey demeye çalışıo olmalı bana. bişi olucak evet. ama ya ölüceksem? ya buysa en iisi. yok yok ölmem falda çıkardı. bişiolucak sanki. değişik bişi ii mi kötü mü bilmiorum deişik bişe. belki saçımı bu gün böle deişik yabdım die öle geliodur.
beatles dinniorum. ersan nefis bi mp3 cdsi koydu giderken. ne kadar mutlu adamlarmış ya. lise birdeyken sertaç die bi çocuk vardı. o bana iki tane beatles kaseti getirmişti. onları çekmiştim. hatta bi tanesi şimdi nilin arabasında. liseyi bitirdiim sene burcunun kardeşi mert bana bi beatles kasedi hediye etmşti. lesis bi kasetti o ama kayboldu sanırım.burcuyla mert de yok zaten ortada. mert bizim okulda felsefeyi kazandı ama başlamadı daha bölümüne hazırlıkla uğraşıodu en son. burcu da okulu bitirmişti.
sertaçla beraber number1 fm in biradyo pogramına katılmıştık. öyle çok konuşmuştum ki. bize çıkışta clearasil hediye etmişlerdi, ergen bunnar svilceli olur die heralde. o dönemde özgür sunuodu programı college top ten die bişi.özgürün saçlaır uzundu ama nası yakışıklıydıı. of of. bizim okuldaydı özgür. kaç sene sona bi gün, sosyete kantine giderken merdivenlerde görmüştüm, saçlarını kestirmişti. of of gene çok yakışıklıydı yahu. beğendiğim çok nadir sarışın erkeklerden. ooof of. çok yakışıklıydı çok!
sertaçla beraber number1 fm in biradyo pogramına katılmıştık. öyle çok konuşmuştum ki. bize çıkışta clearasil hediye etmişlerdi, ergen bunnar svilceli olur die heralde. o dönemde özgür sunuodu programı college top ten die bişi.özgürün saçlaır uzundu ama nası yakışıklıydıı. of of. bizim okuldaydı özgür. kaç sene sona bi gün, sosyete kantine giderken merdivenlerde görmüştüm, saçlarını kestirmişti. of of gene çok yakışıklıydı yahu. beğendiğim çok nadir sarışın erkeklerden. ooof of. çok yakışıklıydı çok!
bu günlerde işimi daha çok seviyorum çünkü yazı yazıyorum. ufak tefek şeyler. dün bi filmin yönetmeniyle derleme ropörtaj derledim, bu gün de prodüksiyon notları derliyorum. ama olsun. uzun zamandırböyle yazılar yazmamıştım, dergiden beri. zevk için değil birilerine ulaşsın diye yapılan şeyler. birilerinin işine yarasın diye. rada b de nille almost famous yazısı yazdık mesela. onda bulunmak bile bi hafta benim moralimi düzeltti. benim bir yerlerde yazmaya başlamam gerek yeniden. o zaman kendimi daha iyi hissedeceğimdne eminim. ama nerde?
Çarşamba, Ağustos 28, 2002
dün elife benim yağmur hüznümü vermiştim ingiltereye giderken okusun die. bu gün sahaf gezerken yağmur hüznünün başka bir baskısını buldum. daha sevdiğim baskısını. onu da aldım. :)) nede olsa artık öbürü elifindi. bunu da avşara verdim. geri getiricek gerçi ama o da tunusa giderken okuycak. dünyanın iki ayrı yerinde iki ayrı insan benim sayemde bilmedikleri bir bağla bağlanacaklar.
aradı bu gün. hiç bir şey olmamış gibi. hiç gitmemiş gibi. iki gün önce konuşmuşuz da normal konuşmuşuz beni hiç hırpalamamış gibi. geri geldiğini söylüyor söylemedikleriyle. geldi mi gerçekten? ona göre evet. bana göre hayır. liman aynı değil artık. limanda yangın çıkmıştı ve o söndürmeye yardımcı olabilecekken ay dur benim gemime de sıçrar yorgunum zaten yoldan yeni geldim diye limanı kendi kaderiyle başbaşa bıraktı. şimdi döndüm diyor. limanı aynı sanıyor. ama değil. yandı ve yeniden inşa oldu o liman. bundan sonraki yangında orada olacağından emin olmadığı bir gemiyi zorlukla inşaa ettiği güvenli sınırlarına alıp almamakta kararsız. ama o ben geldim diyor. senin almanın ya da almamanın pek de bir önemi yok. yok mu? hep birlikte göreceğiz.
incir. o kadar muhteşem bi şey ki. çok seviyorum. bi keresinde benim moralim çok bozukken nil bana incir almıştı. teşvikiyede bi yerden, daha o zaman incir tam çıkmamıştı. bi kere de 11 eylülden önceki gün taksimde bomba patlamıştı. nille orda buluşup bize gelmiştik. annem incir almıştı. çok sevinmiştik. insanlar ölmüştü biz sevinmiştik incir var die. sonra ben o gün ya da ertesi gün nilin fotoğraflarını çekmiştim. hangi gün olduğu çok net değil. bi de anılları dinlemeye tüneldeki stüdyoya gitmiştik. orda 11 eylül saldırısını örnemiştik bas gitaristi annesi arayınca savaş çıkıo die. sonra stüdyodan çıkınca turkcell in televiyonlarında saldırıyı seretmiştik. anıl o gün 3 tane baget kırmıştı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)