Çarşamba, Kasım 20, 2002
Salı, Kasım 19, 2002
Pazartesi, Kasım 18, 2002
postlarımda gözle görülür bir kısalma var. sanırım hayatım kısırlaşmaya başladı. küçük şeylerin tanrısını okuorum. onları yazabilmek için neler yaşamış olmak gerek? depresyon, yaratıcı ruhların değişmez hastalığı. hangisinin hangisini tetiklediği belirsiz. çok görmek ve yaşamak depresyonu8 körüklüyor. çok okumak da öyle bence. çok okumak bi sürü olası sonuç sunuor insana ve ne kadar çok olasılık olursa o kadar belirsiz oluo hayat. ve belirsizlik bütün depresyonların anası. depresyon savaşılması imkansız düşman.
Pazar, Kasım 17, 2002
Cuma, Kasım 15, 2002
Perşembe, Kasım 14, 2002
Çarşamba, Kasım 13, 2002
Salı, Kasım 12, 2002
Pazartesi, Kasım 11, 2002
anneee, sokaa çıkabilir miim? olmaz. nie ama yaa?? bak sokaa bakim senden başka çocuk var mı? ııı yok. tamam işte çıkamazsın o yüsden. ama anne yaa herkes senin gibi yabıosa tabi kimse olmas yaaa, bak ben çıkiim bölece dierleri de gelebilir? hadi bakiim odana dilinde pabuç kadar oldu hadi diorummm! ya ama anne ya uhuu yaaa!
bowling e gittik ailece. böle güsel bi top buldum kendime, parmak yerleri küçük, fazla aar olmıyan üstelik de kırmızı bi top. sona uyus bi karı gelip topu aldı az daha saç saça başbaşa birbirimize giricektik. sonuç olarak ben topu kaptırdım. ama o sinirle çat çat triple strike yabdım ki ondan önce ve sonra labutları sürekli ıskalamakla yetindim.
akşam bu saatlerde eve geldiinmde evde kimsenin olmamasını bööle çorba yabıb hazır onu hüpleterek bilgisayarın başında içmei seviyorum. keyifli bişi çok. ben bi de artık odam keyifli bi yert olsun istiorum. odamdaki şeyleri atiim istiotum, yeni şeylerim olsun istiorum. ama house invaders a başvuranm her üç aileden ikisinin söledii gibi "I need more storage". e yani? yanisi iki ucu boklu değnek yabıcak bişi yok. odamı boyasam diorum. içim açılsın istiorum ama çık renk boyamak istemiorum. yani ben napıcam bilmiorum. tanrım ben napıcam? nedir bu biri aşşaa dieri yukarı yüzen iki balık yüzünden çektiklerim? nedir bu yükselen ikizler in bana yabtıkları? yani bi insanın dengesiyle bu kadar oynanmaz k,i yazık bana da.
Cumartesi, Kasım 09, 2002
Perşembe, Kasım 07, 2002
Salı, Kasım 05, 2002
Pazar, Kasım 03, 2002
boazım arıo. hasta olucam. odamdaki masadan kalan (hani kesmiştim ya masamı) kısmı da odamdan atmak istiyorum. odamdan bi sürü şey atmak istiorum. yataan tepesindeki koca dolaplar gitsin, masa gitsin. minimum eşya kalsın istiyorum. herlşey öle olsuın minimum olsun. bölece uğraşıcak, tozunu alıcak şeyler azalsın veya hiç olmasın istiyorum. hayatım da öle olsun istiyorum. ama nasıl odamdaki palyaçolar ve kitaplardan vazgeçemiyorsam, hayatımda da vazgeçemediğim şeyler var ve bu çok canımı sıkıyor.
Cuma, Kasım 01, 2002
bu gün cuma. v soğuk. ben hiç cuma gibi hissettmiyorum. ayrıca kendimi sebebi olmayan bunalımlara sokmaktaki ustalığımı da yerden yere vurmak istiyorum. neden yani? NE SEBEBİ VAR! hiç bi sebebi yok. ölesine şu an hpek çom şeyden nefret ediyorum. gözlerim ters dönmüş gibi. bengi burayı okuo olsaydı endişelenirdi sanırım.
Perşembe, Ekim 31, 2002
işte böyle bi akşam üstü rastlamak istiyorum sana. bana bak, beni gör ve geniş geniş gülümse istiyorum. neden ve nasıl karşıma çıktığının bi önemi olmasın, sadece birbirimizi gördüğümüze çok sevinelim. ikimizde şaşıralım. sonra gidip bi kahve içelim benim yağmur yağarken oturup kitap okuduğum o kafede. bana anlat, anlat, anlat ve ben dinlerken seni, sesinin tınısına kapılıp benliğimden sıyrılıyım, sadece sesini dinlediğim için söylediklerini kaçırıyım. bunu farket, konuşurken heyecanlanıp salladığın ve sağa sola savurduğun ellerini masanın üstüne koy, gözlerime bak, ellerimi tut ve bana gülümse. kimsin diye sormıyım. kimsin diye sorma. sonra kalkıp gidelim o masadan ve hayatlarımızdan, birbirimizi sonsuza dek bir daha hiç görmeyelim.
akşam üstü işten çıktım, abimle buluşmak için milli reasürans çarşısına doru yürüodum yokuştan yukarı. havada çok güzel bi tat vardı. hava çok lezzetliydi. kararmıştı her yer. tatlı bir soğuk vardı, nefes alırken tazeleniyordu içim. evlerden taşan ve farlardan kaçıp oynaşan portakal renkli ışıklar ve ekmek almışl eve dönen insanlar vardı. ben yukarı yürüyordum sakince, herkes belli belirsiz bir telaşla kaplıydı. çok lezzetliydi hava. derin derin kokladım onu.
Salı, Ekim 29, 2002
Pazar, Ekim 27, 2002
bi de bide ellerimde sihirli güçler olsun, büyü yapabiliim istiorum. buffy deki willow gibi bile olsa olur. cadı olmak istiorum annıo musun beni haaa. annıo musun? e daha geçen gün tanrıyım diodun nooldu? o iş başka bu iş başka. e ii de tanrıysan cadı yapsana kendini. sus çarparım, tanrıya küfretme. eciş bücüş olursun. hadi len. bak kafamı kızdırma. al sana rııooorrrrrrgghhkkkkksksskskskksskskkhhjjkk! heheh nese sinirim senden aldım pis tosbaa.
bi de çok lezzetli görünen, muhteşem kokan, muhtemelen, böle ışıltılı buğulu, kırmızı renkte bi iksir keşfetmek istiorum. böle gören, kokusunu alan ya da varlığını herhangi bi şekilde hisseden biri onu içmeden rahat huzur bulmasın istiorum. taıd öle nefiz olsun ki, patlayana kadar içsin, içsin, içsin istiorum. sona da patlayıp ölsün. onunda adı pik olsun istiorum.
ben böle elimde tutabiliceem, ufacık, böle pıkı pıkı die ses çıkartan, sürekli oynanabilitesi olan, teneke olmıyan, ama yumuşakta olmıan, böle parlak olan ama yaldızlı olmıan, böle nefiz eelenceli bi oyuncak icat edmek ve adını da içinde g harfi olan bi şey koymak istiyorum. mesela hingilgeç gibi bişe olsun istiorum. evet bunu istiyorum.
patik olayının hastasııyım. çetik ve patik olarak bacıklı ve bacıksız olmak üzere iki çeşidi olduuunu iddaa edio bazıları ama bence hepsi patik işte. o kadar. bi sürü patiim var. en çok böler motif motif olup da sonadan birleştirilmiş olanı seviyorum. bi sürü renk ve modelde patiim var. giyiorum ayaama. oohhh . mis gibi yumuşacık sıcacık. ayacıklarım canlarım ısındınıs di miii! sizi gidi köftehorlar. patik! bayiilerden ısrarla isteyiniz.
sefa yabdım bu akjam. kahve yabdım. çikolata likörü koydum yanıma. bilgisayar oynadım. dün gece beli kilitlendii için hastaneye acile götürülen sevgili babamın horultularını gerçekten feyz alarak dinledim. evde uyuyor ve iyi diye düşünerek. sona bi baktım saat 1 olmuş yuh yani, yarın fransızca kursum var. kafamad apatlıycak uıyumazsam.
Perşembe, Ekim 24, 2002
Çarşamba, Ekim 23, 2002
bu çok kötü bişi. daha ölmedi. ama ölmek üzere. annemler yetişebilecekler mi meçhul. orda çok iyi bildiğim, sevdiğim o evde, yatıyor kendini bilmez bir halde. artık son çok yakın. her telefon, onun habercisi gibi. bunu bilmek, bu kadar yakında olduğunu, beklemek zamanını, bi yandan hiç olmasın istemek, bir yandan da gelmesi için ve işkencenin bitmesi için dua etmek. ananemle teyzeanenemin hep söyledii bişi vardı ölüm söz konusu olduğunda " iki gün yatak, üçüncü gün toprak, allah çektirmesin". anenem istedii gibi öldü.annemler son bi kez görmek için yetişemediler. umarım teyzeananemde öyle olur.
ufakken ananem ve teyzeananemle beraber misafirlie gitmiştik. musa amcaların karısına. adamı öldürdüler sona, kızı kocaya kaçtı falan bişiler. orda ikisi de çay içtikten sonra, çay kaşıklarını bardağın üstüne koymuşlardı. böyle yatay bi şekilde. daha fazla çay istemiyorum demekmiş. ilk defa o zaman görmüştüm öyle bi hareket.
yaşadı sonuçta. bi sürü çocuk, bi sürü torun. kardeşlerin en büyüğü ama en uzun o yaşadı. torunlarının çocuklarını görecek kadar yaşadı. çok ağladı, çok güldü, çok sevd, sevildi, nefret etti ve nefret edildi. bana örgü örmeyi ananemle beraber o öğretti. salihlideki evlerine gittiğimizde çok mutlu olurdum. mutfakta bize yemekten önce gizli gizli yemek yedirirdi. seviyoruz die abime köfte patates, bana da yaprak dolması yapardı hep. evi o kadar temizdiki, o kadar huzur kokardı ki. başında beyaz tülbentin üstüne örttüğü açık renkte başının iki yanından aşağı salınan baş örtüsü, bembeyaz saçları, bembeyaz yumyuşacık yanaklarıyla o kadar huzur kokardı ki. yumuşacık. sarıldığımda içinde kaybolacağımı sanacağım kadar yumuşak. ama bi şeylere kızdığında inanılmaz sert. saçlarımı okşaması, karnım ağrıdığında göbeğin kaçmış diye karnımı ovalaması. başım ağrıdığında beni karşısına alıp, başımı okşayarak dua okuması, ve bunun geçireceğine inanması. sondan bi önce köye gittiğimde, bana ördüğü siyah yelek, kocaman olan anneme bile büyük gelen o siyah yelek. annanem yok, babanem daha önce bırakıp gitti. şimdi beni dualarıyla iyileştirebileceğine inanan, sırtım üşümesin diye bana yelek ören, yumuşak ve çocukluğum gibi kokan son insan da gidiyor hayatımdan. çok mutsuzum.
Salı, Ekim 22, 2002
bi de şeyi merak ettim tam şu anda. acaba ben böle ifşa edinc şurdan okuyan var, burdan bulan var diye, okuyan insannar gerilio mu? gerilio musunus? hayır canım ne alakası var. nye gerilelim. kim olduğumuzu bilmiosun ki. hem bilsen nolur ki. gerilmiosunuz yani? hayır katiyen. dışın dışın. ölün o zaman. peki.
lemony snicket yada talihsiz olaylar dizisini arayanlar beni buluolar. ama annamadıım şey şu, ben de aradım geçen google da. aradım alenen. sayfalarca sonuç çıktı. çot çot baktım en az 30 sayfaya ben yokum? yani 180 inci sayfada varsam bakmadım ama yani bu insannar beni nası hemen buluolar bakın işte bu çok ilginç. acaba tanrısal bir ıyunla insanların başına gelen talihsiz olay olmak üzere mi görevlendirildim. belki de bu blogın ve varlığımın amacı, insanlara talihsiz mesajlar vermek. belki de ben meryem anayım. ya da ben ben belkide son peygamberşim. evet !!! sonunda hayat amacımı buldum. tanrıyım olm ben. alenen ortada işte. nerden baksan tanrıyım be. heyt bee. yiieeeeeeyyyttttttttt! var mı bana yan bakan! tanrıyım, çarparım!
yeni bloglar açılıyor. her gün yeni bi dost eklenior aramıza mirim. ne kadar hoş değil mi? hoş elbette. bir de kelebek diyebileğim bir sevgilim olsa hayat bayram olsa. olmaz öyle şey hüsnü can. hüsnü can çarparım. neymiş biri asabiymiş sitelerin öbürü unutkan mış. memento yapsaymış daha güsel olcak mış. neymiş. uyus avşar. evet? EVET!
Pazartesi, Ekim 21, 2002
uykum var benim. saat on bile diil. sıkıcıyım bu günlerde. mızmızım. bu gün uzun zaman sonra bütün derslerime girdim. gandhi nin karısıyla ,lgili bi sergiyi düenleme görevi aldım. bazen acaba tarih mi okumalıydım diyorum. ya da başka bişi. başka biri ya da başka herhangi bişi olmak istiorum kendimden başka. varlığımdan başka bi varlığa dönüşmek istiyorum. sıkıcıyım çok.
Perşembe, Ekim 17, 2002
bizim ofis genelde dışardan daha serin oluyo. kavurucu yaz günlerimi burada geçirdiğim için çok mutluydum. ama şimdi havalar soğudu ve üşüyorum. aslında bunu seviyorum. üşümeyi, üşüyüp giyinince mayışmayı, battaniyeye sarınıp kestirmeyi, yağmurda ıslanmayı, bere takmayı, havanın depresyon rengini, kış yalnızlığını, kahve içmeyi kalorifere yapışıp, burnumun üşümesini ve ellerimi birbirine sürtüp sonra elimle burnumu örterek burnumu ısıtmayı, atkılarımı, berelerimi, şallarımı, örgü örmeyi, her sene bi de burunluk örsem iyi olucak diye geyik yapmayı. kış geliyor! evet. güzel bişi bu.
Çarşamba, Ekim 16, 2002
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)