Perşembe, Ekim 24, 2002
Çarşamba, Ekim 23, 2002
bu çok kötü bişi. daha ölmedi. ama ölmek üzere. annemler yetişebilecekler mi meçhul. orda çok iyi bildiğim, sevdiğim o evde, yatıyor kendini bilmez bir halde. artık son çok yakın. her telefon, onun habercisi gibi. bunu bilmek, bu kadar yakında olduğunu, beklemek zamanını, bi yandan hiç olmasın istemek, bir yandan da gelmesi için ve işkencenin bitmesi için dua etmek. ananemle teyzeanenemin hep söyledii bişi vardı ölüm söz konusu olduğunda " iki gün yatak, üçüncü gün toprak, allah çektirmesin". anenem istedii gibi öldü.annemler son bi kez görmek için yetişemediler. umarım teyzeananemde öyle olur.
ufakken ananem ve teyzeananemle beraber misafirlie gitmiştik. musa amcaların karısına. adamı öldürdüler sona, kızı kocaya kaçtı falan bişiler. orda ikisi de çay içtikten sonra, çay kaşıklarını bardağın üstüne koymuşlardı. böyle yatay bi şekilde. daha fazla çay istemiyorum demekmiş. ilk defa o zaman görmüştüm öyle bi hareket.
yaşadı sonuçta. bi sürü çocuk, bi sürü torun. kardeşlerin en büyüğü ama en uzun o yaşadı. torunlarının çocuklarını görecek kadar yaşadı. çok ağladı, çok güldü, çok sevd, sevildi, nefret etti ve nefret edildi. bana örgü örmeyi ananemle beraber o öğretti. salihlideki evlerine gittiğimizde çok mutlu olurdum. mutfakta bize yemekten önce gizli gizli yemek yedirirdi. seviyoruz die abime köfte patates, bana da yaprak dolması yapardı hep. evi o kadar temizdiki, o kadar huzur kokardı ki. başında beyaz tülbentin üstüne örttüğü açık renkte başının iki yanından aşağı salınan baş örtüsü, bembeyaz saçları, bembeyaz yumyuşacık yanaklarıyla o kadar huzur kokardı ki. yumuşacık. sarıldığımda içinde kaybolacağımı sanacağım kadar yumuşak. ama bi şeylere kızdığında inanılmaz sert. saçlarımı okşaması, karnım ağrıdığında göbeğin kaçmış diye karnımı ovalaması. başım ağrıdığında beni karşısına alıp, başımı okşayarak dua okuması, ve bunun geçireceğine inanması. sondan bi önce köye gittiğimde, bana ördüğü siyah yelek, kocaman olan anneme bile büyük gelen o siyah yelek. annanem yok, babanem daha önce bırakıp gitti. şimdi beni dualarıyla iyileştirebileceğine inanan, sırtım üşümesin diye bana yelek ören, yumuşak ve çocukluğum gibi kokan son insan da gidiyor hayatımdan. çok mutsuzum.
Salı, Ekim 22, 2002
bi de şeyi merak ettim tam şu anda. acaba ben böle ifşa edinc şurdan okuyan var, burdan bulan var diye, okuyan insannar gerilio mu? gerilio musunus? hayır canım ne alakası var. nye gerilelim. kim olduğumuzu bilmiosun ki. hem bilsen nolur ki. gerilmiosunuz yani? hayır katiyen. dışın dışın. ölün o zaman. peki.
lemony snicket yada talihsiz olaylar dizisini arayanlar beni buluolar. ama annamadıım şey şu, ben de aradım geçen google da. aradım alenen. sayfalarca sonuç çıktı. çot çot baktım en az 30 sayfaya ben yokum? yani 180 inci sayfada varsam bakmadım ama yani bu insannar beni nası hemen buluolar bakın işte bu çok ilginç. acaba tanrısal bir ıyunla insanların başına gelen talihsiz olay olmak üzere mi görevlendirildim. belki de bu blogın ve varlığımın amacı, insanlara talihsiz mesajlar vermek. belki de ben meryem anayım. ya da ben ben belkide son peygamberşim. evet !!! sonunda hayat amacımı buldum. tanrıyım olm ben. alenen ortada işte. nerden baksan tanrıyım be. heyt bee. yiieeeeeeyyyttttttttt! var mı bana yan bakan! tanrıyım, çarparım!
yeni bloglar açılıyor. her gün yeni bi dost eklenior aramıza mirim. ne kadar hoş değil mi? hoş elbette. bir de kelebek diyebileğim bir sevgilim olsa hayat bayram olsa. olmaz öyle şey hüsnü can. hüsnü can çarparım. neymiş biri asabiymiş sitelerin öbürü unutkan mış. memento yapsaymış daha güsel olcak mış. neymiş. uyus avşar. evet? EVET!
Pazartesi, Ekim 21, 2002
uykum var benim. saat on bile diil. sıkıcıyım bu günlerde. mızmızım. bu gün uzun zaman sonra bütün derslerime girdim. gandhi nin karısıyla ,lgili bi sergiyi düenleme görevi aldım. bazen acaba tarih mi okumalıydım diyorum. ya da başka bişi. başka biri ya da başka herhangi bişi olmak istiorum kendimden başka. varlığımdan başka bi varlığa dönüşmek istiyorum. sıkıcıyım çok.
Perşembe, Ekim 17, 2002
bizim ofis genelde dışardan daha serin oluyo. kavurucu yaz günlerimi burada geçirdiğim için çok mutluydum. ama şimdi havalar soğudu ve üşüyorum. aslında bunu seviyorum. üşümeyi, üşüyüp giyinince mayışmayı, battaniyeye sarınıp kestirmeyi, yağmurda ıslanmayı, bere takmayı, havanın depresyon rengini, kış yalnızlığını, kahve içmeyi kalorifere yapışıp, burnumun üşümesini ve ellerimi birbirine sürtüp sonra elimle burnumu örterek burnumu ısıtmayı, atkılarımı, berelerimi, şallarımı, örgü örmeyi, her sene bi de burunluk örsem iyi olucak diye geyik yapmayı. kış geliyor! evet. güzel bişi bu.
Çarşamba, Ekim 16, 2002
Pazar, Ekim 13, 2002
pazar günleri neden bende depresif atak yaratıyor? özellikle de güneşlilerse. saat 6 dan 7 ye kadar yapıcak ii bişi bulamassam kesin depreşiorum. cnbc-e dizilerinin ara verdii saat yani. daralıorum delice. nete sarıorum sona. ama mesela bu gün onu da yabamadım abim vardı bilgisayarda nefret ettim hayattan.
Cuma, Ekim 11, 2002
geçen sene alıp nefret ettiğim desenli çorapları nedense bu sene çok sevdim. bak gene giydim işte. niyeki şimdi benim zevkim mi değişti yani? yani ben işe başlayınca birden böyle şeylerden hoşlanır mı oldum? dün liseden bi arkadaşımı gördüm. çiğdem die. siyah bi pantolon ceket takım giymişti. ayaanda sivri burunlu topuklu pabuçlar vardı ve içinde de ince çorap görünüordu. bankacı olmuş. oyak bankta çalışıomuş. ben de işten çıkmıştım. bende de kot pantolon, çin işi bi bluz kafamda fular, ayaamda da adidaslar vardı. üzüldüm çiğdem için. ama baktım o da bana üzülüo vah vaah die. sonra işte ben memnunmusun peki hayatından dedim. evet dedi küçüklüümden beri hep iş kadını olmanın hayalini kurardım dedi. sen dedi? ben de küçüklüğümden beri hep özgür olabiliceem bi iş yapmanın hayalini kurardım sanırım dedim, yani o zaman bu tanımlamayı yapamazdım ama his buydu dedim. ikimizde anlamadık birbirimizi kesinlikle anlamadık ama. sonra anlamış gibi yabdık, acıdık gene birbirimize ve ortamdan ayrıldık.
gandhi terazi burcuymuş. huzur istiomuş hayatında, işi o kadar abartmışki, pasifizme varmış olay. sanırım benim şu, hayatımda huzur istiyorum, efendime söliim, iniş çıkış olmasın, ööle dursun huzur olsun başka da bi halt olmasın isteim, tamamen terazi burcunun üzerimdeki etkisinden kaynaklanıo. ay burcum terazi ya. balık burcumun pesimistlii onu haklısın abi yaaa, zaten ii bi halt olucaa yok, olsa olsa kötü bişiler olur, boşver hiç bişi olmasın daa ii die onu desteklio. tabiki uyuzluk yapan kısım ikizler olan yükselen burcum. önce onnara haklısınız yaa dio, sona dengesiz ya illa bi fitne fücur çıkarıcak, tak atlıo gene bi olayların içine. hafdi bakalım buyur burdan yak! burcunun burnu boktan kurtulmuo sonuç olarak. karga ya benzer bişeye dönüştüm. nerde iki ucu boklu deynek işler orda ben. nerde çokluk orda bokluk. aklınıza gelen bok içerikli diğer atasözlerimizi de okuduğunuzu farzetmenizi diler deli gönlüm.
bi sürü abuk subuk kabus gördüm gece. bu aralar nedense hep kabus görüorum. böle uykudan, boğulmak üzere olan birinin, sudan kafasını çıkartması gibi canhıraş bir şekilde uyanıyorum. biri olsun istiyorum yanımda, beni sakinleştirecek ama kimse yok, herkes uyuyo oluo doğal olarak gecenin köründe. dün gece rüyamda sonsuza dek kalmak üzere zorla almanya ya gidiyordum. tabi daha dehşetengiz kısımları vardı rüyanın ama onlar çok fazla kişisel tarihimle ilgililer. demek neymiş? olmaz mış.
Perşembe, Ekim 10, 2002
bu search wordsle siteye gelenleri görmeye bayılıorum. birisi teyzem aratmıştı, bi tane yeliz aratan vardı, bi de bi tane sponsorluk teklifleri aratan vardı. bunların sonuncusu bu gün gerçekleşmiş, aranan sözcük: abuk subuk şeyler. sanırım uygun bi arama sözcüğü bu sayfayı bulmak için. sevdim ben çok.
Çarşamba, Ekim 09, 2002
bu gün düşündümde, acıyı yazmak kolay ama mutluluğu zor. tam tersine acıyı görüntülemek daha zor mutluluğu kolay gibi geliyor. fiziksel acıdan bahsetmiyorum. yani tabi tamamen bana ait bi düşünce. ama acıyı içerde yaşamayı seviyoruz. dışarı göstermemeyi seviyoruz. kendi kapalı kapılarımızın ardında seviyoruz acımızı. acımızı onunla ve bi parça kağıtla beraberken seviyoruz ama yanımızda acımızı görebilecek birileri varken yokmuş gibi davranıyoruz acımıza, acımızı görmezden geliyoruz. acımızı bize acımak için kullanmalarından korkarak saklıyoruz. mutluluğumuzu saçıyoruz oysa. mutlu olduğumuzu görsün herkes ve mutluluğumuzla ne kadar şanslı olduğumuzu bilsinler istiyoruz. bunun bahşedilmiş bişey olduğunu biliyoruz. yalnızken mutluluk o kadar da sarsmıyor bizi. gülümzeyişimizi başkalarına sunmak için kullanıyoruz. odaya kapanıp aptal aptal sırıtmak için değil. peki ne diye anlattım şimdi bunları? öylesine işte.
evden çıktığımda gergindim. yürüdüm. yağmur çiseliyordu. berem vardı başımda. ananemin şalı vardı boynumda. teşvikiyeye geldiğimde daha sakindim. ama caminin önünden geçerken huzursuzlandım yeniden. yemek diye bi lokantaya girdim. tavuklu salata söyledim. bi de diyet kola. onları yerken, kitap okudum. kitap çok güzeldi. yemek bitti ama ben kitabı ve koltuğu ve bulunduğum yerde edindiğim huzuru bırakıp gitmek istemiyordum. tam hesabı ödeyip kalkmaya hazırlandığım sırada, yağmur yağmaya başladı deli gibi. bi kahve istedim, üstümü çıkardım ve koltuğa döndüm yeniden. kitaba döndüm. kitap yumuşak bir battaniyenin ürpertiyi silmeis gibi huzursuzluğumu sildi. beni en çok meraklandıran yerinde kitabı bıraktım ve yokuş aşağı yürümek üzere çıktım lokantadan. merakımın cevabı, direncimin ödülü olacaktı.
işe geri döndüm. kitap okumaya geri döndüm. okula geri döndüm. hayatıma geri döndüm. dün efsunla telefonda konuştum mesela. ve iyi hissettim kendimi onun sesini duyunca, çok mutlu etti beni. annem geldi dün gece. babam geldi. bana bi sürü güzel hediye de geldi beraberinde. sabah kalktıımızda, kızlarım da gelmişti. mutluyum. biraz huzursuz ama mutluyum. ya da mutlucayım demek daha doğru. zamanla sakinleşir ve huzuruma da kavuşurum diye umuyorum. ufka depresyonumu, bir kaç kişinin güvenini sarsarak da olsa atlattım. telafi edilemeyecek bir kayıp değil. bir de şu okul işlerini halletsem.
Salı, Ekim 08, 2002
Pazartesi, Ekim 07, 2002
muma gittik cumartesi sabah. o kadar zevkli ki!!! iki tane mum yaptım. biri bordo düz bööle kare şeklinde, öbürü beyazdan başlıo laciverte gidio üç aşamada, beyazın üstünde mavi pullar var, yuvarlak bi mum. mum yapmak zahmetli bişi, erit merit uğraş, ama çok zevkli. bu daha ilk dersti. dört hafta temel mum seminerleri sürüo. ileri muma da gitmek istiyorum daha şimdiden. çok zevkli!
Pazar, Ekim 06, 2002
bi daraldım gene ben. hep böle oluo. bi anda daraltıorum kendimi. bu ara genel bi huysuzluk bezginlik ve mızmızlık var üstümde. hiç bi şeyden memnun olmuyorum. neşeli de değilim. durgunum. konuşasım yok. iletişim kurmaya çabalamaktan çok yoruluyorum. niye böyleyim bilmiyorum. bilsem herşey daha kolay olucak mı? onu da sanmıyorum aslında. ne istediğim bilsem belki o zaman değişir bişiler.
Cuma, Ekim 04, 2002
Perşembe, Ekim 03, 2002
Salı, Ekim 01, 2002
yağmurlu ve soğuk bu gn hava. ekimin ilk gününe yaraşır bi güzellikte. omlet yapıcam kendime az sonra ve leziz olucak. 2 kişi aradı dmein açmaıdm telefonlarını. birinin kişm olduğunu biliyorum müzikten, diğerini bilmiyorum. bakmadım bile. ben de ekim ayına yaraşır bir kendi kendinelik içindeyim. evimde yatıp bütün gün kitap okumak istiyorum. kahve içmek istiyorum. yağmur yağsın ben seyrediim istiyorum.
Cumartesi, Eylül 28, 2002
penne yabdim kendime. sade. yagladim sadece. ketçap döktüm üstüne. peynir var tabiki. kola içiorum ama kola bi kötü anlamadim. bilgisayar basinda yiorum yemegimi. oturup tek basina sadece yemek yemekten hoslanmiorum. yaninda bisiler yapmaliyim ya da yanimda birileri olmali. televisyon olmali, okumaliyim ya da. gazete dergi, bisiler.
hayatımda onun için endişelenmemi gerektirecek kadar yakınımda kimse olmasaydı hayatım çok aha kolay ve huzurlu olmaz mıydı? en olsaydım. arasıra görüşüp geyik yapılacak tanıdıklarım olsaydı sadece. kimsenin hayatını kendi hayatıma yakın bir derecede bilmeseydim ve kimse de benimkini bilmeseydi. tek olsaydım ve her şey çok kolay olsaydı.
Cuma, Eylül 27, 2002
Partneriniz İçin Yorum DELİ
Deli'nin temsil ettiği kimse unutulmaz, çizgi dışı ve asidir. Sosyal ve kültürel geçmişi sizinkinden çok farklı olduğu için, ilişki karşılıklı özveri gerektirir. Çoğunlukla, Deli sizden çok yaşlı veya çok genç bir partnere delalettir. Farklılıklar her ne olursa olsun, bu kişi sizin gözlerinizi açabilir, size hayal edemeyeceğiniz kadar geniş bir dünya sunabilir. Bu insanla ilişkiniz sonucu tüm fikirleriniz çok ciddi bir sarsıntıya uğrayabilir. Bilgiye olan açlığın yanısıra yaşama olan susanışlığı da açıktır; bu da onun çok iyi bir partner olacağını gösterir. Bu insan eğlenceyi ve sizi güldürmeyi sevdiği için, birlikte aşkın oyunbaz yönünü keşfedeceksiniz. Çok düzenli bir işi olmayabilir ama size eğlenceli hediyeler almak ya da yaratıcı sürprizlerle karşınıza çıkmak için yeterli parayı genellikle bulur.
gene gdip işsiz güçsüz bi manyak mı bulucam beee ühühüh
Deli'nin temsil ettiği kimse unutulmaz, çizgi dışı ve asidir. Sosyal ve kültürel geçmişi sizinkinden çok farklı olduğu için, ilişki karşılıklı özveri gerektirir. Çoğunlukla, Deli sizden çok yaşlı veya çok genç bir partnere delalettir. Farklılıklar her ne olursa olsun, bu kişi sizin gözlerinizi açabilir, size hayal edemeyeceğiniz kadar geniş bir dünya sunabilir. Bu insanla ilişkiniz sonucu tüm fikirleriniz çok ciddi bir sarsıntıya uğrayabilir. Bilgiye olan açlığın yanısıra yaşama olan susanışlığı da açıktır; bu da onun çok iyi bir partner olacağını gösterir. Bu insan eğlenceyi ve sizi güldürmeyi sevdiği için, birlikte aşkın oyunbaz yönünü keşfedeceksiniz. Çok düzenli bir işi olmayabilir ama size eğlenceli hediyeler almak ya da yaratıcı sürprizlerle karşınıza çıkmak için yeterli parayı genellikle bulur.
gene gdip işsiz güçsüz bi manyak mı bulucam beee ühühüh
Sizin İçin Yorum AŞIKLAR
Bu kart çıkmış ise hayatınızda ilginç bir noktaya gelmişsiniz demektir. Aşk, evlilik ve romantizm kafanızı meşgul ediyor. Düşlerinizi yakın bir gelecekte gerçekleşmiş görmeniz, bu kartın gücüne bağlıdır. Bütün kartlarda olduğu gibi, ancak çok daha derin bir anlam söz konusu. Denge, burada anahtar kelimedir. Çünkü bu kart hem kadın hem erkek güçlerini ifade ediyor. Ne aşırı derecede saldırgansınız, ne de tehlikeli bir biçimde pasif: bu hem aşk yaşantınız, hem de planladığınız yaratıcı çalışmalar için geçerli. Eğer bir ilişki konusunda bocalıyorsanız, Aşıklar size burada kurallar kitabını bir kenara atmanızı söylüyor. Şu anda rol yapmaya hiç gerek yok, kendinizi herhangi bir şekilde ifade etmekte serbestsiniz. Bu örnek olarak, "ekmeği kazanan" bir kadın, "ev işi yapan" bir erkek ya da farklı kültürlerden gelme bir çift için söz konusu olabilir. Şu anda geleneksel bakış açılarına hayatınızda yer yok. İçgüdüleriniz sizi doğru yönlendiriyor, buna güvenin. Sevecen, canlı ve istekli bir havada olduğunuza hiç şüphe yok. Yaşantınızda tüm bakış açınızı ve yönünüzü etkileyecek bir karar alma noktasında da olabilirsiniz.
Bu kart çıkmış ise hayatınızda ilginç bir noktaya gelmişsiniz demektir. Aşk, evlilik ve romantizm kafanızı meşgul ediyor. Düşlerinizi yakın bir gelecekte gerçekleşmiş görmeniz, bu kartın gücüne bağlıdır. Bütün kartlarda olduğu gibi, ancak çok daha derin bir anlam söz konusu. Denge, burada anahtar kelimedir. Çünkü bu kart hem kadın hem erkek güçlerini ifade ediyor. Ne aşırı derecede saldırgansınız, ne de tehlikeli bir biçimde pasif: bu hem aşk yaşantınız, hem de planladığınız yaratıcı çalışmalar için geçerli. Eğer bir ilişki konusunda bocalıyorsanız, Aşıklar size burada kurallar kitabını bir kenara atmanızı söylüyor. Şu anda rol yapmaya hiç gerek yok, kendinizi herhangi bir şekilde ifade etmekte serbestsiniz. Bu örnek olarak, "ekmeği kazanan" bir kadın, "ev işi yapan" bir erkek ya da farklı kültürlerden gelme bir çift için söz konusu olabilir. Şu anda geleneksel bakış açılarına hayatınızda yer yok. İçgüdüleriniz sizi doğru yönlendiriyor, buna güvenin. Sevecen, canlı ve istekli bir havada olduğunuza hiç şüphe yok. Yaşantınızda tüm bakış açınızı ve yönünüzü etkileyecek bir karar alma noktasında da olabilirsiniz.
sanırım antik yunanca yı bırakmak zorunda kalıcam. çünkü öbür iki ders yarım saat çakışıo sadece ama antik yunanca aynı yerde üç saat boyunca var ve hepsiyle ve üstelik bir başka dersle de aynı anda çakışmayı başarıyor. yerine mitoloji ya da barok sanat tarihi almak istiorum. gidip hocaların peşinde dolanmam gerek. ama benim haleti ruhiyemde ve sıkılma kapasitemde biri için çok zor bu. ama yapmalıyım. yoksa mezun olmam imkansız kredim yetmio. üfff. antik yunanca yaktın beni.
Perşembe, Eylül 26, 2002
Çarşamba, Eylül 25, 2002
Salı, Eylül 24, 2002
hocayla ders konuşmaya gittim. adın neydi dedi. burcu dedim. burcu kaya mı dedi. evet dedim. ah sen benim şu bi görünüp bi kaybolan öğrencimsin dedi. öyle miyim dedim. evet dedi. efsane oldun dedi. dönem başında derslere gelip kendini gösteriosun saalam bi ödev veriosun. sonra birden bire ortadan kayboluosun ve bi daha ne herhangi bi derse ne de herhangi bi sınava geliosun dedi. efsanesi oldun bölümün dedi. kadının her dersini ikinci kere de geçtim gerçekten. sıkıldım ve girmedim çünkü hiç bi ikinci sınavına dersi ilk alışımda. ve ilk seferlerde gerçekten de başta aa lık ödevler verdim. derslerini de seviyordum üstelik. ama sıkıntı işte. hükmediyor bana.
güzel bi sesim olsun ya da güzel resim yapabiliim isterdim çok. ama ikisini de yapamıyorum. gerçi feci soyut şeyler yapabiliorum resimde, wolf, resim hocam, sevio resimlerini. I like the strong feelings in your paintings dio bana. bazen de why? why do you feel like that, there is a deep sorrow in you dio. o zamanlar kötü hissediorum kendimi. ya da şey dio, all these colors you prefer to you use, all these figures... youu seem to be an introvert person to me but these thing you use changed my mind dio. nie dio ki adam bana bunnarı? yani sonuçta bişi çizmiorum ben. boyuorum tam anlamıyla. renkleri alıorum ve birleştiriorum içime göre. ama adam saatlerce annatıo bana şöle de yabıosun böle de yabıosun die. hayır bi de adamın özgeçmiş komik. irlandalı bi adam. okulun amerikan futbolu takımının koçu. bi de üstüne üstülük painting hocası. yani anlamsız. o zaman ne o ööle sorrow falan diip masum genç kızlarımızın kafasını bulandırıo? namusumuza uzatılmış hain bir dil, ve hatta eldir bu!
işe geldiim. dün okulum başladı. ev iş okul yorucu olucak gibi. yani abim muhteşem bi dağıtma uzmanı çünkü. evin altını üstüne getirmekte, alakasız yerlere bira dökmekte ve çamaşır fırlatmakta üstüne yok. yardım da etmio. ama garip bi şekilde memnunum bu durumdan. klasik, başımı kaşıyacak vaktim yok, tanrım ne kadar da yararlı ve gerekli bir insanım sendromu. ben işte.
Cumartesi, Eylül 21, 2002
saatte 2 olmuş. gidip pijamalarımı çıkartsam mesela. üstüme doru dürüz bişiler giysem. misafir gelicek ne de olsa. ama pijamalarım da güsel. böle mor altı uzun bacaklı. üstü eflatun mor beyaz çiçekleri var böle minik. beyaz çiçekler daha büük böle. kolları uzun. annem dagi den almış. fena diiller. ama ben en çok bordo saten pijamalarımı, yeşil ayılı pijamalarımı ve nil in balıklı pijamalarını seviyorum. önceden eflatun kedili pijamalarımı da seviodum ama onnar çok büük gelio. bi de yelizden kalma , ağzı yüzü bi tarafa kamyış böle uzuncana tişört gibi gecelik ver onu severim ama o yani ölmek üzere. aa bi de stella teyzenin aldıı sarı uzun gecelii seviorum. onu giyince içimden mavi kalın bööle yün örgü çoraplarımı giyip, elime sıcak çikolata alıp koltua kıvrılıp kitpa okuyasım gelio. ne kadar amerikan filmi sahnesi hehehe. demek neymiş? pijama bir sanatmış!
yahu şarkının sözlerini bilmeden alıntı yabmak da hoş olmuormuş. eski bi şarkı bu candan erçetin kavır yabmış. işte aşkımız lekesiz olmalıydı üzgünüm olanlar için felam dio. böle kadın hafif salak, yani sözlerdeki diorum. yane lekesiz olsun diosun. demekki terkediosun. ama o zaman ne tutsun adam seni, işi gücü yok seni mi tutcak, sen git adama lekeli de, sona tut sev okşa de. ben olsam tutmam, ne tutucam be. seni tutucam. sen bana pis de, kokuosun ben temiz istiom de, sona ben seni tutiim. ba ba ba ba! işe bak. bende bulsam öle sefgili her durumda tutcak okşıycak ben de yabarım nazımı, alırım aklını. ama yok öle sefgili. uyan kızım uyan! töbe töbe seni bana sayıyla mı verdiler annamıom ki ben.
ne komik beninm teyzem yaaa. böle kendi çapında bi dünya kadın. ailenin dengesizleri bu özelliklerini ondan almışlar. dengesiz tavırlarda hemen al işte minnoşun yeeni die sölenir. kadın feci hızlı yaşamış böle zamanında muhterem nurların felan kankasıymış, feci komik artizlerle resimleri felam var. sona aşık olmuş işte. o da öküz bi herif hala beraberler 40 senedir ama olsun. kavga ederlerken camdan düşmüş bi bacaa topal kalmış. o zamandan sona eve kapanmış, eski bakımlı ve muhteşem haliyle alakası yok. ben ilk o dönemlere ait fotoğrafları görünce inanmamıştım teyzem olduna, beyaz ten, kızıl saçlar, makyj giyim kuaşm. şimdi alakası yok. aşk insana neler yapabilio. daha mutlu olabilirdi sanırım. ama sorduum zaman tek pişmanlıının bi çocuk yapmamak olduunu sölüo. sanırım aşkı seçmek, ödediği bedele rağmen, onun için doğru bi seçimdi. dengesizlik evet ama sanırım o deli cesaretini tamamen ondan almamışım. yapıyorum yapmasına ama yaparken tırsak yapıorum, ödeyebileceğim bedeller hep aklımda oluo. ama zamanla geçer belki de. geçmese napalım ben böleeiimm.
ne çabuk değişebiliyor modum. hrip teyze geldi. kahve içtik. şimdi sezgi ve nil gelicekler. yemek yiyip dedikodu yapıp erkekleri lanetliyces. sona muhtemelen gece hayatına akıcas. yani. ben böle dengesiz ve fevri bişiyim işte. beni böle kabul etmek lazım. muhteşemim ben ya. böle saam solum belli diil. aptal ediorum kendimi. muujk bana!
Perşembe, Eylül 19, 2002
bazen kendimi çok eciş bücüş ve çirkin hissediyorum. bazen de dehşetle güzel. bu günlerde birinci safhadayım. bakımsızlıktan ölüyor gibiyim. dün kendime yüz maskesi, ayak maskesi (nil in tavsiyesi) ve o kadar işte bunları aldım. evde saç bakım bıdısı vardı zaten. şimdi eve gidince akşam, bakıcam kendime, yüzüme maske yapıp ütü yapıcam, sonra yıkanıcam.
Çarşamba, Eylül 18, 2002
gene gittiler hastaneye. ben gene evde kaldım. gene telefon bekliorum. kötü haber bekliyorum. haber hiç bir zaman tam olarak iyi olumuor böyle zamanlarda. hep bi parçan geride kalıyor. o bekleyiş içinde hep bi şeylerin eskimesine ve yitmesine sebep oluyor. bi daha hiç aynı olamıyosun. biliyosun ki, her an herkes gidebilir, her an herşey kötüye gidebilir. ve sen hiç bi şey yapamassın. sadece beklersin. evde oturup birinin sana haber vermesini beklersin. durursun. ve beklersin. oyalamaya çalışırsın kendini ama boşunadır. kulağın hep telefondadır.ve o çalmaz. çalmasın istersin bi yanınla. kimse sana kötü bişi sölemesin istersin. ne kadar uzun sürerse oysa çalması, haber o kadar kötü olur, onu da bilirsin içinde ama kabul edemessin. inatla beklersin, gelecek hakkında herhangi bişi düşünmeye korkarak. korkarsın. korkuyorum.
bide annem hastaydı çok, şehriye çorbası vardı evde domatesli, onu ısıtıp götürmüştüm ona ama yani 1. sınıf falanım, yemek hikayesinde de öyle, işte annem çorbayı içip çok sevinmişti, sonra çorbanın tenceresini yıkamıştım, anneme göstermiştim gidip, annem zaten hasta duygusal, ağlamıştı, kızım büyümüş de bana bakıyo die. bende ağlamıştım korkup annem niye ağlıo diye. ilk bulaşıım oydu. bide bi gece 2 sınıfta falanken babama kahve yapmıştım babama, teyzem yardım etmişti. taşırmışmıydım ne çok az telvesi vardı babam böel oh oh amanda ne güsel die abartarak şapırdatarak falan içmişti kahveyi. ben de çok mutlu olmuştum. eski evde yemek odasında masada bişiler yabıodu, kıştı. 3 tane açık kahverengi toptan oluşan böle çok güsel bi lamba sarkıodu masanın üstüne, nefiz bi ışık vardı. tam kış gecesi masal evi ışığı. sıcak ve huzurlu. sona babam kucağına alıp böle sıkmıştı beni gıdıklamıştı falan. ne kadar mutlu ve güzeldi.
ilk yağtığım yemeğ,i hatırladım. pazar günüydü. annemle babam bi yere gitmişlerdi abim le ben vardık evde. o içerde tv seyrediodu. ben feci acıkmıştım. yumurta yapmaya karar verdim kendime. ufak bi sahan vardı, annem onu sonadan yazlıa götürdü, ona yağ koydum sona yumurtaları koyucaktım ama yağ böyle kahverengi falan oldu anlamadım annem yapınca öle olmuodu falan die düşünürken, annemler geldi. terayğ koymuşum sahana, sonra yakmışım yağı. annem kızıcak sanmıştım. kızmadı hiç. çok hoşuna gitmişti, kendi başımın çaresine bakmaya çabalıo olmam. böle böle öreniceksin demişti.
önce gidip alışveriş yabdım. bi kilo patlıcan (kızartmalık), bi kilo barbunya (ayıklayınca azıcık kaldı), b, kilo ayşe kadın (ki onu pişirdim), bi kilo soan ve sona da salata ve kıyma. eve gelip ayşe kadını hazırlayıp ateşe koydum. o olurken barbunyaları ayıkladım ve patlıcanları soyup tuzlu suya koydum. şimdi sorun şuydu ki ayşe kadın suyunu hemen çekti. napıcamı şaşırıp nil i arayıp memiden taktik aldım ve yemeğe kaynar su ekledim ama fasulyeler hala olmaya çok uzaklardı. nese tekrar su ekledim, tekrar su ekledim. sona babam baktı, pişmiş bunnar dedi. baktım ki yani 3 su dökme öncekiyle aynı durumdalar. salak ben annayamamışım piştiini boşu boşuna aç aç beklettim insanları. ama güsel oldu sonunda ikisi de çok beendi. babam hasta olmasa daha fazla tezahürat yapardı aslında. hasta ama karnı hala şiş. ne olduu da belli diil. az önce tekrar hastaneye gidiceklerdi sona babam istemedi. meraklanıorum ve telaşlanıorum. belki ikimizde pek göstermiyoruz birbirimize ama ben babamı çok seviyorum. yani öle böle diil. küçükken babamın kokusu olmadan uyuyamıyorum die, onun kazağıyla yatardım. zaten bütün çocuklar anneeee die ağlarlarken ben babaaaaa die ağlıyomuşum. annem zaten gitti. onu zaten özledim. şimdi cuma da babam gidio. yani bi yanda böle hoş tabi ama özliycem hem, hem de aklım kalıcak ya sağlığı kötüleşirse diye. umarım bişi olmaz.
sona işte bi sürü uraştım gene okulda falan arada hocalar öğle tatilindeyken arka bahçede yastıklara delice yayılıp cafe latte içtik, deniz karşıda, gök üstte yeşil etrafta huzur içinde. sonra bitince parçalanan ayakkabılarımın yerine yenilerini aldım. artık çok güzel böle morumsu böle bi garip adidas original larım var. sonra eve gelip yemek yabdım. ama bu bi macera o yüzden ayrı bi post da anlatılmalı.
bu gün bi deişik bi gündü. sabah çok zor kalktım hasta gibiydim böle. sona okulu aradım nihayet anlaşılmış, gerizekalı 250 bin lira borcum varmış. gittim onu ödedim. sona ders seçtim ama komik oldu. antik yunanca falan alıorum. bırakabilirim. ama bırakmayabilirim de tabii. ben dil öğrenmeyi seviyorum. ve aslında düşünürsek ölü bir dil öğrenmek karakterime hiç de ters düşmez.
Pazartesi, Eylül 16, 2002
Cumartesi, Eylül 07, 2002
Perşembe, Eylül 05, 2002
aynı sene mart ayında doom günümden 1 hafta önce yayam öldü. bi gece yağmur yağıyodu. dedem geldi koşarak babama maman hastalandı dedi. apar topar hastaneye kaldırdılar. beyin kanaması geçirmiş. yayam yoğun bakımda kaldıı sürece yağmur yağdı. öldüğü gün güneş açtı. yayamı hastanede hiç ziyaret edemedim. 4 sııftaydım kursa gidiodum fkm ye. cuma gecesi öldü. herkes aptal oldu. dedemlerde oturuoduk annem aradı hastaneden. ben babamın kucaanda oturuodum. babamı telefona çaardılar. babam konuştu. sona yanıma geldi. oda kalabalıktı bayaa. yayama çok düşkündüm ben. benim yanıma geldi ve bana yayamı kaybettiimizi söledi. oda da herkes şok geçirdi. sona hep beraber gittiler hastaneye. ben eve koştum. evde teyzem vardı. yataan üstünde aalamaya başladım. teyzem saatlerce saçlarımı okşadı beni sakinleştirmeye çalıştı. uyuykaldım. ertesi gün kursa gitmedim. sabahçıydım. öğlen 3 gibi farkettiler beni. aa sen kursa da gidemedim. aa burcu burda die.
eniştem öldüğünde 9 yaşındaydım. 1989 senesinde 31 aralıkta öldü. daha dorusu 88 i 89 a bağlayan gece. babam yelizle ben eski evdeki odamda yer yataanda yatarken sölemişti. babam gelmeden önce yeliz bana çocuklaırn nasıl olduğunu anlatıodu. tam bitirmiştiki babam odaya girdi. yasak bişilerden konuşuo olmanın bilinciyle korktuk. sonra babam yelize sarıldı bi koluylada bana, ve yelize babasının öldüğünü söyledi. sonradan hep merak ettim acaba yeliz daha sonra babama karşı ne hissetti diye. aptal olmuştuk. babam yelizi alıp götürdü annesinin yanına. ben tek başıma kaldım karanlık odada. napıcamı bilemeden. ilk defa bu kadar yakın birini kaybediodum. ağladım biraz. şey diye düşündüüm hatırlıorum, biz onları konuştuumuz için oldu bu. allah baba cezalanadırdı bizi. çocuk yapıldıını örendiim gün ölümüde birinci elden örendim.
ilk okuldaydık. abim roxette in kasetini almıştı ama ben ondan çok seviodum. look sharp! dı kasetin adı. avşaya gidioduk. yolda sürekli onları dinnemiştim. babam vapuru yedi yaşın altındayım die kazıklıycaa için, bi ara elimdeki kitabı bırakmak zorunda kalmıştım biletler bakılırken. zaten küçük gösteriodum. yanaklaırm topluydu ama cılızdım çok. 4. sınıfta şiştim. vapurun kıç tarafında oturoduk. böle geniş çay bahçesi sandalyesine benzien kollu tahta sandalyeler vardı. oraya kıvrılmıştım. yatar gibi. sııyodum yani o kadar ufak tefekmişim demek. üstüme fosfrolu pembe , üzerinde tam göğüs kısmında beyaz çizgileri olan hışır hışır kumaştan bi montum vardı, paskalyada almıştık, abimde de mavisi vardı biraz daha deişik, onu örtmüşlerdi.kulaamda walkmanim vardı. kırmızydı. babam abime siyah bana kırmızı almıştı walkmani. hoparlörleri bile vardı -ki hala yazlıkta duruo o hoparlörler. böle komik turuncu süngeri olan kulaklıkları vardı. listen to your heart çalıodu. deniz arkamızda akıodu güneş böle batmak üzereydi . çok güzeldi. bi kere de eniştemle giderken avşaya eniştem yelizle beni gemide dolaştırıodu. bi ara böle kenarda bi yerden denizi seyredioduk. yunuslar!! 4 taneydi galiba. gemyile beraber gidiolardı. suda bata çıka. o kadar güzellerdiki. gümüş rengi parlıolardı ışıkta. muhteşemlerdi. o günlere dair herşey altın bir yaldızın arkasından hatırlanıyor bende. mutlu bir çocukluk geçirdim çoğunlukla. kendime ait çok büyük bi dünyada yaşadım çocukluğum boyunca. şimdi de öyle aslında. kendi dünyamı gerçek dünyadan daha çok sevdim hep.
tuçeyle sürekli simit ve karper yedik geçen yaz. abuk yerlere giderken yanımıza simit karper alıoduk. bi keresinde limonlu bahçeye gitmiştik. gene simit ve karper alıp. yemee 300 bin verip bi kolaya 5 milyon vermiştik. baya da bi oturmuştuk orda. rahat koltukları pufları hamakları felam var ne de olsa. o gün bişeye canım sıkkındı. tuçe beni sevindirsin die tuvalete gidio gbi yapıp bana çikolatalı turti almıştı. aynı gün limonlu bahçenin karşısında bi atölyenin zilini çalıp kaçmıştık. bi kere de ben yıkılmışken beni hani aznavurun yanındaki girişten girilen saklı bölge var bi tane çaycı falan var içinde, oraya götürmüştü zorla. sona komik nazar boncuklu küpeler almıştık. manita bulana kadar takıcaz die. taktık da çounlukla. komik olan ikimizinde bulduu manitanın aynı adam olmasıydı.
her gün aynı saatlerde burdan geçen bi simitçi var. erken geldiysem mutlaka o adamdan simit alıorum. bu gün sesini duydum jaluzinin arkasından baktım benim simitçimi die. aaa o da ne. oda kaldırmış kafayı bizim pencereye bakmıo mu! mutlu oldum. gittim bi tane simit dedim adama. gevrek olucak dimi abla dedi. evet dedim gevrek gevrek sırıtarak. gevrek kelimesinin anlatması gereken şeyi anlatmadığını daha doğrusu o hissi vermediğini savunan mırnar mıydı. öle kalmış aklımda.
fazla saygılı taksi şoförlerinden rahatsız oluyorum. babam yaşında adamın bana sağa sapıcas burdan dediimde peki efendim, tabi efendim, siz nası isterseniz efendim demesine kıl oluyorum. kendimi burnu büyük ve ukala hissetmeme sebep oluyolar. yada 3 dakka sona ölücekmişimde birileri o yüzden böle davranıomuş gibi. öle olunca adam bana peki efendim dedikçe sesim cılızlaşıo, ıırrgghh mırrgghh hık mık burdan sağa dönüces mümkünse size zahmet olmazsa zahmet olucaksa dönmielim canım nolucek edirneye kadar yolu var bunun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)