Perşembe, Eylül 05, 2002
şu yukardaki blogları yazdıktan sonra içerde davetkar bir tavırla uzanmış duran yatağımın cazibesine kapılıp kendimi kollarına bırakıverdim. saat on du henüz. sonra annem giderken uyandım. öyle uykulu bakıyordum ki annem kıyamayıp sen gelme uyu dedi. cama çıktım arabayı beklerken onlar. hava çok güzeldi. tam mola yeri esintisi vardı havada. ve annem gidiyordu. abim arabayı getridi. arabada belinda carlisle la luna çalıodu. hazırlık şarkısı. hava , şarkı, yol. hepsi birleşti. bende cumartesi gidiyorum. ve sabırsızlanmama sebep oldu. tatil nasıl geçicek bilmiyorum ama yol çok güzel olucak eminim. yol boyu eski şarkılar dinleyip, soğuk mola yerlerinden huysuzlanıp, sevdiğim insanlarla doamtes çorbası içicem. güzel olucak. korkutucu.
Çarşamba, Eylül 04, 2002
8 yaşında falandım annem kasaba bide bakkala gönderdi. bi de manava uğrıycaktım. manava gittim. salata mı ne aldım. sona bakkala gittim. kasabın önünden geçip. kasapta yokuşun başında. ben indim yokuşu. eve doğru geldim bakkala girdim. bakkalda bi anda hatırladım kasaba gitmem gerektiğini ama uzak soğuk bi de eve gecikicem annem merak edicek kızıcak hay allah ben napıcam die düşünürken bi anda tam önümde makarnaların önünde bi kıyma paketi gördüm. nası mutlu oldum! birisinin o kıymayı oraya benim için bırakmış olduğundan bi an bi şüphe etmeden aldım kıymayı. masalda gibi hissetmiştim kendimi. kıymayı aldım eve gittim. 10 dakka sona falan annem bakkaldan bişi daha istedi ve bakkala gittim. bakkalda bi kadın bağırıodu. çocuk kıymayı unutmuş almış götürmüşler vicdansızlar die baırıodu. feci korktum söliemedim de ben almıştım die. eve gittim . sona ağlaya ağlaya uyumuşum. benim yüzümden çocuk dayak yedi. benim yüzümden aç kaldılar die. anneme de söyleyememiştim niye ağladığımı. o gün anlamıştım hayatın masal olmadığını.
iki tane tulumum var. biri pembe biri lacivert. pembe olanın düğmelerini değiştirip mora boyıycam. lacivertin düğmelerini sağlamlaştırdım. bide önündeki garip bişiler vardı onnarı söktüm. yazlıktan elbisemi de alırsam bi de kırmızı bikinimi tamir ettiririsem muhteşem olucak. kısmen. bi de içim raatlasa.
bu günlerde hep kaybettiğim insanlar aklımda. bi şarkıyı dinlerken, bi bluzu giydiğimde, şarap içip televizyon seyrederken birinin sevdiği bi çizgi film kahramanını gördüğümde, yolda yürürken bi sokaktan geçtiğimde, biri içlerinden birinin hep kullandığı bi lafı söylediğinde, bir bakışta, bir duruşta, bi sessizlikte, uzaktan parlayan saç tellerinde, uzaktan duyulan gülüşlerde.
nedimi özledim. onu çok özledim. bana kahveye gelişini, hep aynı bardağı isteyişini, beni alıp abuk subuk yerlere götürmesini, zeytinburnunda, saray burnunda, okulda gezmeyi, onun rokfor yiyişini görmeyi, ona psikolojik testler yabmayı, ben, ortaköyden almasını, odasını, mutfağındaki sandalyeyi, bana yemek tariflerim için indeks yabmak için delirmesini, sabahın 5 inde attıı mesajları, abuk subuk saatlerde aramasını, bilgisayar oyunlarına dalıp gecikmesini, ben sallaam dimi diye hayıflanmasını, kızıl saç kızıl saç diye homurdanmasını, en alakasız zamanlarda en abuk konular hakkında telefonlar almasını, bana bakışını, duruşunu, gülüşünü, kokusunu, onu çok özledim.
nedimi özledim. onu çok özledim. bana kahveye gelişini, hep aynı bardağı isteyişini, beni alıp abuk subuk yerlere götürmesini, zeytinburnunda, saray burnunda, okulda gezmeyi, onun rokfor yiyişini görmeyi, ona psikolojik testler yabmayı, ben, ortaköyden almasını, odasını, mutfağındaki sandalyeyi, bana yemek tariflerim için indeks yabmak için delirmesini, sabahın 5 inde attıı mesajları, abuk subuk saatlerde aramasını, bilgisayar oyunlarına dalıp gecikmesini, ben sallaam dimi diye hayıflanmasını, kızıl saç kızıl saç diye homurdanmasını, en alakasız zamanlarda en abuk konular hakkında telefonlar almasını, bana bakışını, duruşunu, gülüşünü, kokusunu, onu çok özledim.
Salı, Eylül 03, 2002
Sizin İçin Yorum
Garip bir dalgınlığa gömülmüş hayalet gibi dolaşıyorsunuz. Esrarlı ve güzel olana duyduğunuz özlemle öylesine dolusunuz ki, günlük hayata ayak uydurmakta güçlük çekiyorsunuz. Yaşamınızın bir anlamı olması, duyduğunuz duygu ve heyecanlarınızın yoğunluğundan kaynaklanıyor. Sanki deri değiştiriyorsunuz ve bu acılı değişim kendinizi harika hissetmenize sebep oluyor. Bu çocukça duygulanımlara eşlik ediyor: Felsefe, din, şiir ve gerçek aşk kavramı varoluşunuzun önemli birer parçası haline geliyor. Değişimi yaşadığınızı biliyorsunuz, ancak bunun nasıl gerçekleştiğini açıklayabilecek durumda değilsiniz. Nereye sürüklendiğinizi kesin bir şekilde tanımlayamadığınızdan, zaman zaman panik duyabilirsiniz. geçmişteki değerleriniz büyüsünü yitirince, kendinizi tümüyle başıboş bırakılmış hissediyorsunuz. Bu kartla karşılaştığınız anda, kendinizi dış dünyada hiç bir şey olup bitmiyormuş gibi hissedersiniz. Tıpkı şamanistlerde aydınlanma öncesi geçici bir ölümün gerekli oluşu gibi Asılmış Adam, hem ters hem düz konumda, fedakarlık talep eder. Zamanın durduğu mehtaplı bir gece şu anda bulunduğunuz yerdir. Beklentilerinizi şimdilik kafanızdan atın. Eski yaşantınız, bir yenisi şekillenirken, çözülüyor. Tıpkı böceğin kelebek olmadan evvel koza içindeki hali gibi, bu değişimler zamanı gelip gerçekleşene dek sabredin.
Garip bir dalgınlığa gömülmüş hayalet gibi dolaşıyorsunuz. Esrarlı ve güzel olana duyduğunuz özlemle öylesine dolusunuz ki, günlük hayata ayak uydurmakta güçlük çekiyorsunuz. Yaşamınızın bir anlamı olması, duyduğunuz duygu ve heyecanlarınızın yoğunluğundan kaynaklanıyor. Sanki deri değiştiriyorsunuz ve bu acılı değişim kendinizi harika hissetmenize sebep oluyor. Bu çocukça duygulanımlara eşlik ediyor: Felsefe, din, şiir ve gerçek aşk kavramı varoluşunuzun önemli birer parçası haline geliyor. Değişimi yaşadığınızı biliyorsunuz, ancak bunun nasıl gerçekleştiğini açıklayabilecek durumda değilsiniz. Nereye sürüklendiğinizi kesin bir şekilde tanımlayamadığınızdan, zaman zaman panik duyabilirsiniz. geçmişteki değerleriniz büyüsünü yitirince, kendinizi tümüyle başıboş bırakılmış hissediyorsunuz. Bu kartla karşılaştığınız anda, kendinizi dış dünyada hiç bir şey olup bitmiyormuş gibi hissedersiniz. Tıpkı şamanistlerde aydınlanma öncesi geçici bir ölümün gerekli oluşu gibi Asılmış Adam, hem ters hem düz konumda, fedakarlık talep eder. Zamanın durduğu mehtaplı bir gece şu anda bulunduğunuz yerdir. Beklentilerinizi şimdilik kafanızdan atın. Eski yaşantınız, bir yenisi şekillenirken, çözülüyor. Tıpkı böceğin kelebek olmadan evvel koza içindeki hali gibi, bu değişimler zamanı gelip gerçekleşene dek sabredin.
normal bi insan olsam bi insan onu için önemli olduğumu söylediğinde sevinirim. ben tırsıyorum. onun için önemli olabilmiş olmam ona bişiler gösterdiim anlamına gelior. ona bişiler göstermiş olmam onun benim için önemli olduğu anlamına geliyor. onun benim için önemli olması, bişi olursa üzüleceğim anlamına geliyor. ve ben bu yüsden üzülüyor ve korkuyorum. sonradan olabilecek şeyleri düşünüp önemsenmenin keyfini çıkartamıyorum. haksızlık bu.
Pazartesi, Eylül 02, 2002
gece indi üzerime. yağmur yağıyor. sesini duyuyorum yağmurun. dışarda olmak isterdim ama içerdeyim. aksın üstümden isterdim. üstümden aksın ve arınayım. gitsin bütün bu lekeler, bu kir toprak ve kan izleri. bacaklarımda kandan yollar var. ellerimde. ayaklarım da toprağın izi var. yürünmüş yolların çatlağı var. yağmur yağsa üstüme. iyileşse yaralarım. temizlensem kirimden. yeniden doğsam herşeyi yeni bir renge boyayan yağmurla. sesinde izinde kokusunda dokunuşunda kaybolsam. arınsam yağmurda. yağmur beni temizlese.
Pazar, Eylül 01, 2002
şimdi iyi şeyler olur gibi. homurdanarak beklediğim bir takım işaretler beliriyor hayatımda. ama memnun değilim. bir şeyler değişiyor yine ve ben bilemiyorum bu defa nereye gittiğimi. nereye ve neden. oturtmaya çalıştığım şeyler çatırdıyor ve ben bu yüzden daha sıkı sarılıorum onlara. kollarımla sararsam çökemezler gibi geliyor. ama ya altında kalırsam?
dün creme brulee yedik. lina's sandwich house da. amelie yi seredip, nilin saçını creme brulee reng,ne boyadıımdan beri yemek istiodum o mereti. gititk yedik. acaip güseldi. çok sevdim. bi de üç kişyidik ve üçümüz de ilk defa yioduk. o yüsden daha güsel oldu. dün garip bi gündü. önce ersoy aradı. sona efsunu grdüm. sona şükranları gördüm. sona bambi de döner yedim. sona bi sürü daha insan gördüm. garipti çok garip. 31 ağustos, efsunun doom günü, krem brüle nin ilk günü, gariplikler günü, yazın son günü. benim bambide döner yiyip, laneti kırmak adına bir adım atıp, deli gibi korktuum gün. unutulur bir gün değil.
filmlerde herşeyin çözüme kavuştuğu anları seviyorum. özellikle polisiye filmler şarlok holmzlar falan. böle başından beri biriktirilen ipuçları açıklanır ve sonuç söylenir. agatha kristi romanlarında da aynısı. miss marble mıydı ne onla hercules poirot'nun herkesi etrafına alıp katilin kim olduğunu, olayın nasıl gerçekletiğini anlattığı ana bayılırım. heyecanlı romanlarda çatlarım meraktan. ama hiiç o ipuçları kısmını atlayıp sonunu okumam. kitabı dehşetle okurum bitiririm rahatlarım. kitabın sonunu bilmemeye dayanamam. uyku tutmaz. bi keresinde 800 sayfa bi kitaba başlamıştım gece 12 gibi. dayanamayıp sabah 8 kadar okuyup bitirip öyle uyumuştum.
önce dolabı yan çevirdik. içindekilerin yerlerini değiştirdim, bi sürü şey atıldı gene. ordan onbeş santim kazandım. sonra masayı kestik testereyle. sadece çekmeceleri kaldı. sonra onun üstüne bilgisayarı yerleştirdim. sonra geri kalanları yerleştirdim. kitapların bazılarının yeri değişince kendi kitaplarıma yer açıldı. sonra masadan kalan şeyin aynına minderleri yerleştirdim. kendime kahve yaptım portakallı. sonra oturup mırmor un getirdiği kitabı okudum. kirzi sonrası beden hırpalama ve bi sürü şey atarak bir dönemi kapama operasyonum bu defa da başarıyla sona erdi. takım arkadaşlarıma teşekkür ederim.
bu gün bir eylül. ayların en güzellerinden biri. yaz resmen bitmiş bulunuyor şu an. her yaz kısa sessiz bir ölümdür demiş murathan mungan. bu ölümü de ölmeden atlattım. gerçi son dakka da film,in final sahnesi heyecanıyla kafamda patlama tehlikesi yaşattı bu yaz bana ama üstün çabalar, sinir krizi sonrası enerji, dakika da 126 kere hızla sallanan dizler ve gerginlikten ölen bana gülen dostlar sayesinden bunu da atlattım. yaz bitti. havalar soğur artık. yavaş yavaş ısınmak için birbirine sokulmaya başlar insanlar. bere takarım. bere örerim sevdiim birilerine. atkı takarım. sabah uyanırım ve rüzgar alır uykunun pusunu üstümden. yağmur yaağr saçlaırma, okşar saçlarımı. sıcak kahve içilir orta kantinde, bengi bana burcuuuuu diye baarır, ben gider bengiye böle pıt pıt kafasına vurarak selam veririm. nilim gelir okula ya da itünün soğuk yollarında doınarak ben ona ulaşmaya çalışırım, sonra sıcak çikolata içeriz kantinde. minibüse tıkışırız, ya da neriman olur bu sene. sıcak kahve için koşarıx, sinemadan çıkınca üşürüz. kış geliyor. sonbahara girdik bile. görkemli bir şekilde kutladık sonbaharın gelişini. ve mutlulukla selamladım eylülün ilk yağmurunu bu sabah. hayatımın en önemli insanlarından birini sonsuz sonbahar ülkesine gönderdim. londranın yağmurlu sokakları beni anımsatır umarım ona. kış geldi. okuldaki son kışım. paristeki ilk kışım. değiştiim halimin ilk kışı. ve böyle ilerlerse hayatım, bu halimin son kışı. bu kış beni heyecanlandırıyor. hoş geliyorsun kış.
Cumartesi, Ağustos 31, 2002
bi sene sona nerdeyse iki tane yazı yazdım. ilk okuyanın tüyleri diken diken oldu. ikinci bunalıma girip kendini sorguladı üçüncü hüngür hüngür ağladı. bi arkadaşım benle birlikteyken sürekli kötü anlarını düşündüü için bi süre görüşmek istemedi. bi tanesi bi sene önce bana ben mutluyum sen mutsuz, senleyken mutsuz oluorum görüşmielim demişti. nil benim yüzümden paranoyak oldu kendine benzettim. bunlar sadece aklıma gelenler. hayatıma şu ya da bu şekilde giren insanları lanetledim. hepsi bi yara aldılar benden. yaraladım insanları. bulaşıcı hastalık gibi bişeyim ben. ne olduğum belirsiz. ebola gibi bişe. hepatit b. önce annamıosun sona ölüosun. aids gibi . mutluluk sistemlerini çökertip hayat anlamlarını kaybettiriorum insanlara. aptal ediorum. öle sadece durarak bile yapabiliorum. irenç bişeyim öğk bana.
odamı temizler gibi, eski kağıtları işe yaramayan ya da can sıkanları atar gibi neden hafızamı temizleyip acı veren anıları atamıyorum? acı çekecek yerleri yoketmeden acıyla başetmeyi öğrenmek. pek çok insana göre çok daha fazla şey kaldırabilirim biliyorum. kendimi daha iyi kontrol edebilirim. zor anları daha kolay atlatmış gibi görünebilirim. acı çekmiyor gibi görünüp eve gidince ağlayabilirim. ihtiyaç duyulduğum anda kendimle ilgili her türlü kötü durumu erteleyebilirim. ama bunlar çok zor. bütün bunları yapmak çok zor. başedebilmek ama acı çekmek çok zor. acının büyüklüğünü bilmek, neler olabileceğini öngörebiliyo olmak çok zor. korkuyorum insanlar için. küçük çocukların yüzüne baktığımda yaşamın onlara verebileceği acıları düşünüyorum. şimdi ne kadar mutlular ama ne kadar da mutsuz olacaklar hayatları boyunca diorum. acı çekicekler diorum. büyücülük kulesi sınavından çıkmış raistlin gibiyim. insanlara baktığında onların yokoluşunu gören kum saati gözlü adam gibi. acıları görüyorum. ve hiç birini engelleyemem biliyorum. hiç kimsenin acı çekmesine engel olamam. olamadım da. denedim ve başaramadım. öldü insanlarım. çekip gittiler. tutunamadılar. teker teker kayboldular.
geniş açıları buldum. daha doğrusu düzenledim. eskiden bişiler üretiomuşum. artık o da yok. boş laftan ibaret hayatım. hiç bir yer ve zamanda hiç bir şeye herhangi bir etkim yok. varlığım anlamsız. üretmeyen yaratmayan bir insan. sadece kendi kendine oturup hayatın ne kadar boktan olduğu düşünüp, acılar ve hikayeler biriktiren biri. ne işe yarıo? meçhul. öle var sadece. duruo. hayat boyu bi boka yaramıycak. hüzn yabıo bunalıo? nie peki? gerzek de ondan. falında aşk hayatının düzelmiyceni örendi. görücü mü evlencen kızım sen die dalga geçti fal bakan onna. o da nefret etti hayattan. sona hüzün yabıo. gerzek işte.
sadece aşka meşke de değil artık tavrım. herhangi bir insan sınırlarımı zorlayınca bile panikliyorum. değer vermek istemiyorum insanlara. önemsemek. daha fazla acı demek daha fazla insan. endişe demek. hayatın onlara neler yapabileceğini biliyorum. gördüm. görmeye dayanamam. görmek istemiyorum. çift yönlü bi tehlike aslında. hem onlar için korkuyorum hem kendim için. bilmiyorum. sonuç olarak tersleniorum, agresifleşiorum. kimsenin beni tanımadığı bir yere gitmek ve hiç kimseyle tanışmamak istiyorum. tek olmak istiyorum. böylece kimse gidemez hiç bir yere.
bu gün odamı topladım. eski defterler buldum bi sürü. farkettim son on senedir nerdeyse kendimi hayatta kalıcı ve büyük mutluluklar olmadığına inandırmaya ve küçük mutluluklarla yetinmeyi öğrenmeye çalışıyorum. ve beceremiyorum. bi noktada iradem kalmıo ve gene bi şeylerin peşinde buluyorum kendimi. oysa buna inanmalıyım. istemedikçe ve emek vermedikçe üzemes beni hiç bişe. bişi istemessem onu elde edemediğim için üzülmem. bişi istesem bile uğraşmassam emeğime yazık olma şansı kalma çünkü bi emek olmaz ortada. sakin ve durgun bi yaşam. kendimi deşmemeliyim. altından çıkanlara katlanamıyorum. daha iyisini hakettiğim fikrine katlanamıyorum. gerçekten varsa bişiler içerde bütün bu olanlar yaşananlar koca bi şaka olmalı. bu benim hayatım olamas sürgündeyim. bu kurak topraklar benim olamaz o zaman. bu yağmuru camlar arkasından seyreden insan ben olamam. dedikleri şeyler duruyorsa içerde bi yerde bu çiğnenip tükürülmüş hayat benim olamaz. çürümüş. solmuş.
Perşembe, Ağustos 29, 2002
eskiden yazları şaröye giderdim. efsunların yanına. deli gibi eğlenirdik. iki hafta falan kalırdık. efsun zaten en iyi arkadaşım, bide eğlenceli kışında görüşmeyi sürdürdüğümüz bi rup vardı orda. geceleri alternatif die bi disko vardı sahilde oaraya giderdik. gitmeye çalışırdık daha doğrusu yaşımız tutmuoydu her akşam içeri giremezdik. abuk subuk dolanırdık bütün gece.siteye döner orda konuşurduk. kaç kere azar işittik allah bilir. büyük onur küçük onur alper tolga ufuk buket yeliz billur fatih ben efsun. büyük onur a bonur, küçük onura konur derdik. küçük onurun okulu istanbul erkekti. sabahları kahvaltı ederdik onla. bana yılbaşında muhteşem bi parfüm almıştı bende ona bere örmüştüm. severdim çok onu. şeker bişedi. sona birinci sınıfın kışıdı. ben burhaniyeye gitmeden önceki gündü. bonur öldü. 22 yaşınd akalp krizi geçirdi ve öldü. efsun dışında bu insanların hiç biriyle bi daha görüşmedim.
iyi bişi olsa iyi bişi olsa iyi bişi olsa. iyi bişi olucakmış gibi ama olmaması daha muhtemel. sanki sevinicem ufacık tefecik bişi olucakmış gibi. ama ya olmassa. olucak gibi ama yani bu sebepsiz rahatlık falan bişey demeye çalışıo olmalı bana. bişi olucak evet. ama ya ölüceksem? ya buysa en iisi. yok yok ölmem falda çıkardı. bişiolucak sanki. değişik bişi ii mi kötü mü bilmiorum deişik bişe. belki saçımı bu gün böle deişik yabdım die öle geliodur.
beatles dinniorum. ersan nefis bi mp3 cdsi koydu giderken. ne kadar mutlu adamlarmış ya. lise birdeyken sertaç die bi çocuk vardı. o bana iki tane beatles kaseti getirmişti. onları çekmiştim. hatta bi tanesi şimdi nilin arabasında. liseyi bitirdiim sene burcunun kardeşi mert bana bi beatles kasedi hediye etmşti. lesis bi kasetti o ama kayboldu sanırım.burcuyla mert de yok zaten ortada. mert bizim okulda felsefeyi kazandı ama başlamadı daha bölümüne hazırlıkla uğraşıodu en son. burcu da okulu bitirmişti.
sertaçla beraber number1 fm in biradyo pogramına katılmıştık. öyle çok konuşmuştum ki. bize çıkışta clearasil hediye etmişlerdi, ergen bunnar svilceli olur die heralde. o dönemde özgür sunuodu programı college top ten die bişi.özgürün saçlaır uzundu ama nası yakışıklıydıı. of of. bizim okuldaydı özgür. kaç sene sona bi gün, sosyete kantine giderken merdivenlerde görmüştüm, saçlarını kestirmişti. of of gene çok yakışıklıydı yahu. beğendiğim çok nadir sarışın erkeklerden. ooof of. çok yakışıklıydı çok!
sertaçla beraber number1 fm in biradyo pogramına katılmıştık. öyle çok konuşmuştum ki. bize çıkışta clearasil hediye etmişlerdi, ergen bunnar svilceli olur die heralde. o dönemde özgür sunuodu programı college top ten die bişi.özgürün saçlaır uzundu ama nası yakışıklıydıı. of of. bizim okuldaydı özgür. kaç sene sona bi gün, sosyete kantine giderken merdivenlerde görmüştüm, saçlarını kestirmişti. of of gene çok yakışıklıydı yahu. beğendiğim çok nadir sarışın erkeklerden. ooof of. çok yakışıklıydı çok!
bu günlerde işimi daha çok seviyorum çünkü yazı yazıyorum. ufak tefek şeyler. dün bi filmin yönetmeniyle derleme ropörtaj derledim, bu gün de prodüksiyon notları derliyorum. ama olsun. uzun zamandırböyle yazılar yazmamıştım, dergiden beri. zevk için değil birilerine ulaşsın diye yapılan şeyler. birilerinin işine yarasın diye. rada b de nille almost famous yazısı yazdık mesela. onda bulunmak bile bi hafta benim moralimi düzeltti. benim bir yerlerde yazmaya başlamam gerek yeniden. o zaman kendimi daha iyi hissedeceğimdne eminim. ama nerde?
Çarşamba, Ağustos 28, 2002
dün elife benim yağmur hüznümü vermiştim ingiltereye giderken okusun die. bu gün sahaf gezerken yağmur hüznünün başka bir baskısını buldum. daha sevdiğim baskısını. onu da aldım. :)) nede olsa artık öbürü elifindi. bunu da avşara verdim. geri getiricek gerçi ama o da tunusa giderken okuycak. dünyanın iki ayrı yerinde iki ayrı insan benim sayemde bilmedikleri bir bağla bağlanacaklar.
aradı bu gün. hiç bir şey olmamış gibi. hiç gitmemiş gibi. iki gün önce konuşmuşuz da normal konuşmuşuz beni hiç hırpalamamış gibi. geri geldiğini söylüyor söylemedikleriyle. geldi mi gerçekten? ona göre evet. bana göre hayır. liman aynı değil artık. limanda yangın çıkmıştı ve o söndürmeye yardımcı olabilecekken ay dur benim gemime de sıçrar yorgunum zaten yoldan yeni geldim diye limanı kendi kaderiyle başbaşa bıraktı. şimdi döndüm diyor. limanı aynı sanıyor. ama değil. yandı ve yeniden inşa oldu o liman. bundan sonraki yangında orada olacağından emin olmadığı bir gemiyi zorlukla inşaa ettiği güvenli sınırlarına alıp almamakta kararsız. ama o ben geldim diyor. senin almanın ya da almamanın pek de bir önemi yok. yok mu? hep birlikte göreceğiz.
incir. o kadar muhteşem bi şey ki. çok seviyorum. bi keresinde benim moralim çok bozukken nil bana incir almıştı. teşvikiyede bi yerden, daha o zaman incir tam çıkmamıştı. bi kere de 11 eylülden önceki gün taksimde bomba patlamıştı. nille orda buluşup bize gelmiştik. annem incir almıştı. çok sevinmiştik. insanlar ölmüştü biz sevinmiştik incir var die. sonra ben o gün ya da ertesi gün nilin fotoğraflarını çekmiştim. hangi gün olduğu çok net değil. bi de anılları dinlemeye tüneldeki stüdyoya gitmiştik. orda 11 eylül saldırısını örnemiştik bas gitaristi annesi arayınca savaş çıkıo die. sonra stüdyodan çıkınca turkcell in televiyonlarında saldırıyı seretmiştik. anıl o gün 3 tane baget kırmıştı.
dün gece soğuktu. battaniyeyle uyudum. annem bu kış bana bordo inanılmaz güzel bi battniye aldı. ipek gibi yumuşacık. tenime değimesinden acayip hoşlanıyorum. saten pijamaya yakın bir his veriyor. saten pijamalarım da bordo. yumuşak bişiler değio böle tenine nefis. eskiden insanlara çok dokunurdum. sürekli böle el kol sarıl öp mıncır. şimdi öyle değil. bazen rahatsız oluyorum. sarhoşken özellikle. sebebini biliyorum aslında. ama gene de hoş değil. öyleki bazen insanlar tedirgin oluyolar bana dokunduklarında terslenicem die. böle oldu işte. niesi belli ama çözümü meçhul.
Salı, Ağustos 27, 2002
bu yaz da geçti. ağustosun sonuna geldik. hiç geçen yaz gibi değildi. geçen yaza benzemediği için öyle mutluyum ki. yaz başında bu yaz geçen yaza benzemesin diye pek çok hedef belirlemiştik kendimize. kimini yaptık, kimini yarım bıraktık, yaptıklarımızın bazıları listede yoktu ama inanılmaz keyifliydi. bu yaz ben ve çevremde bulunan insanların hepsi değişti. bazıları gözle görülür şekillerde değişti, saçları boyandı, saçları kesildi, bakışları duruşları gülüşleri değişti. bazıları içerden büyük değişimler yaşadılar. insanlar girdi hayatımıza, insanlar geri döndü hayatımıza, bazılarımız insansız yaşamayı öğrendik, bazılarımız zaaflarımızı yendik. değişik bir yazdı. summer of 2002. 21 yaşımın yazı da güzeldi, 23 yaşımın yazı da güzel oldu. tek sayılar hep uğurlu gelmiştir bana zaten. tek kalmayı seçmek çok da yanlış bir seçim olmasa gerek.
sabah film seyrettik. sonra taksimde yemek yedik. sonra çanta aldım kendime çok güsel. şimdi işteyim. müzik güzel. az sonra yemek sepeti bana hediye elmalı kek göndericek. sonra belki nil gelicek filmden çıkınca. belkide gelmiycek. o zaman ben çıkıp evime yürüycem usul usul. akıcak yol müzikle beraber. huzurluyum bu gün.
in a romantic relationship, when you get to the first physical touch, that's the moment when the relationship can begin to deteriorate and cheapen. The most beautiful moment is when there is no [physical] contact, and all the contacts are mental and are the feelings inside of the two [people] in the relationship.
Pazartesi, Ağustos 26, 2002
son zamanlarda kendi hakkımda konuşmaya başlamış olmam yeniden sanırım bi şeylerin hareketlenmesine sebep oldu. uzun zaman sonra ilk defa kendimden bahseden bir şeyler yazdım. cumartesi günü ütü yaparken kelimeler düşmeye başladı zihnime. sakince ütümü bitirdim, odama gittim. playlist yaptım kendime. ve sarı defterimi alıp yazmaya başladım. rahatladım. kustum içimi. rahatım biraz daha şimdi. belki öyle yazmadım, belki daha kötü gördüm yazarken yaşadıklarımı ama, şimdi daha fazla ışık sızıyor içimden. daha az acıyor canım. yeniden yazabilmiş olmak -iyi ya da kötü bir şeyler- hala içimdekilerin tam olarak tükenmediğinin kanıtı. belki de doğrudur. belkide ışık sızıyordur hala bi yerlerden.
hafta sonu agota kirstiof un üçlemesini bitirdim, büyük defter, kanıt ve üçüncü yalan. dehşetle okudum kitapları. etkileyiciydi. uzun zamandır böyle sömürürcesine okuduğum ender kitaplardan biriydi. aptal etti. bitince etkisini tam yaşayamadım gerçi. kitabın kapağını kapattıktan 4 dakika kadar sonra niller geldi. ama şimdi son cümleyi hatırlyınca o ürpertiyi hissedebiliyorum. gerçektende boyalı kuşun yanında durması gereken kitaplarmış. alıp bende onları boyalı kuşumun yanına koymalıyım.
Cuma, Ağustos 23, 2002
dün beni nightmare before christmastaki sally e bensettiler. aslında itiraf ediorum ben de bensetiodum çok mutlu oldum o yüsden. böle dana gibi gözleri ağlamaklı bi gülümsemesi, uzun düz kızıl saçları ve geniş kalçaları olan bi çeşit dişi frankeştayn bu sally arkadaşımız. ama yani sadece dış görünüş diil, aşk hayatımız da andırıo, yani tabe ben bi pumpkin king peşinde ölmüorum, ve the one yalanına inanmıorum ama benzio. ayrıca ikimizinde dikiş dikip abuk subuk şeyler pişirio olmamız da hoş bi raslantı. şeker sally canım sally. uzun zamandır bana benzeyen bi çizgi film kahramanı olsun istiodum. artık var. yani ben onu keşfettim. daha doğrusu ben keşfetmiştim ama onaylandı. yippiiiii!
benim kayacan die bi arkadaşım vardı afşinin adını ilk duyduunda ona ekşın men die isim takmıştı. afşinne hiç tanışmadılar ama afşin çok gülmüştü bu isme. sona afşin gittikten sona ismi öbür afşine miras kaldı. bu arada kayacan ın bi manitası vardı. kız ermeniydi, ailesi izin vermio die ayrılmışlardı ama yani hala feci seviolardı birbirlerini. sona bi gün hop... kız öldü. kayacan dağıldı doğal olarak. bi öykü yazmıştım ikisine dair. kayacan öykünü bi kopyasını böle katlamış katlamış cüzdanında taşıodu. bi gece olay daha yeniyken içmiş içmiş eve dönüomuş. böle üstünde kapşonlu bişi var, o dönemde satanist olayları böle gündemde bunu böle siyahlı kapşon kafada görünce polis çevirmiş kimlik falan sormuş. sona bişi bulurum ot mot die heralde cüzdanı karıştırmış. orda benim yazdığım öyküyü bulup okumuş. bu gerçek mi die sormuş kayacana o da evet demiş. kim peki demiş adam, o da benimle kız arkadaşımın öyküsü bi arkadaşım yazdı demiş sona polise olayı anlatıp ağlamaya başlamış. polis kayacana sarılmış böle omuzuna falan almış evine bırakmış arabayla.
ırmakla bruce willis dün bi ara aynı bakışı yabdılar. acaba ırmaan içinde bi ekşın men mi yatıo? yani acaba mesela yaz sıcaan da çounlukla uzun kollu giymesi acaba kollarında ki ekşın yaralarını kapatmaya çalışmasında mı kaynaklanıo? mesela bol giyinmesi pantalonunun arka tarafına sakladığı silahı gizlemek için mi? ya da mesela ööle bakarken aslında kızıl ötesi ışınlar saçıo olabilir mi? belki de özel bi yöntemle o şekilde bakarak düşüncelerimizi okuodur. belki de bize içirdiği şaraplar aslında bizi konuşturmak için hazırlanmış özel serumlardır. ve belki de ona en özel sırlarımızı açmışısdır ama hatırlamıorusdur? belki gerçekten odaya girmiştir ve beynimize minik çipler yerleştirmiştir? belki şu an yazdığım her şey ırmağın bilgisayarında ki burcu bölümünde çıkıodur. daha ben yazmadan, daha onnarı düşünürken? aman tanrım!!!! ırmak!!! senden bunu hiç beklemezdim! yani ne diycem bilemiorum... yıkıldım... artık bir özel hayatım yok... sorsan annatırdım... ne gerek vardı bütün bunlara ha ne gerek vardı!!!! seni asla affetmiycem!
bu kahve bi garip. tadı böle yok gibi çok koyuosun tadı güsel olsun die. o zaman da böle dibe garip bişi çöküo. hani çikolata atmışsın içine erimiş sona souyunca kahve daha yoğun ve daha az sıvı bişi olarak mug ın dibine çökmüş gibi. ay bide dn o paşabahçede gördüğümüz espresso bardaklarına hasta oldum. hem rengi muhteşem. hem de böle tabaan ortasında durmuo fincan kenarında duruo bölece yanına kurabiye koyabiliosun. muhteşem bişi. ama çok pahalı. sanırım mutsuz ya da huysuz bi günümde kendime alıcam. ama dünkü gibi cebimde sadece 250 bin lira olan bi günde değil. o diğer büyük su bardakları da muhteşemdi. portakal engi gibi ama kırmızı gibi de. onnar ucuz. alıcam ondan iş yerine. tolganın mavi bardaa üzülücek benim muhteşem bardağımı görünce.
bide şey çok komik diil miydi? metenin hani saçları head bang yabarmışcasına savurması ama aslında o sırada dehşetle yerdeki şarap lekesini temizlemeye çalışması. aslında bu öbür blogın konusu ama üşendim şimdi oraya geçmeye sona bi ara yazarım. bi de bi ara avşarın sarışın ırka kin kusmasına da çok güldüm. heheheh şeker avşar. yazık be benne uraşıo hep.
rımrımrım bi bakalıımmm, önce nightmare before christmas, sona 5. element, soona distrubing behaviour bi vakit soona fight club sona da sessiz sinema, harbiden movie night olmuş. aferin bize. bi de aslında bence şarapların biz saroş oldukça kötüleşmesi ii bi raslantıydı bölece baştaki güsel şarapları tadını çıkararak leziz içtik, sonrakileri ööle içtik. sorakilerde güsel olsa olmas mıydı? olurdu ama ii olmasdı. hakkını veremezdik şarapların yazık ederdik.
Çarşamba, Ağustos 21, 2002
yasemin ablamın, emine ablamın ablasının evi eskiden foçadaydı. orda kalırdık emine ablamla. gündüz evde oturur denize girer yayardık akşam eniştemle yasemin abla gelince balkonda sofra kurardık. eniştem hep kırmızı şarap alırdı . tam bizim yemek saatinde foçayı çevreleyen tepelerde güneş batardı. muhteşem bi kırmızı turuncu renge boyanırdı tepeler. kırmızı şarap içer sohbet ederdik hava kararana kadar. sonra foçaya giderdik askeriyenin servisiyle. yürürdük. sonra eve dönerdik ve uyurduk. foça hep rüzgarlı olurdu. önce zevk veren foça sanmıştım. ama sonra yasemin ablamlar menemen e taşınınca ve ben hala o sofradan aynı zevki almaya devam edince, güsellpğin insanlardan kaynaklandığından emin oldum.
mavi bardaklardan su içmeyi seviyorum. daha ferah gelio nedense. içtiğim suyun tadı daha güselmiş gibi gelio. bide ince bardaklardan içmeyi seviyorum. daha güsel oluo. içmek daha zarif bir eyleme dönüşüyor. eskiden çeşmeye ağzımı dayayıp su içmeyi de severdim çok. ama sonra sular çirkin olunca bıraktım. annemin salihlideki köyüe gidince tulumbaya ağzımı dayayıp içerdim. sonra tulumbanın bööle bi havuz gşibi bişeyi vardı önünde minicik ona girerdim bacaklarımı sıvayıp su buz gibi olurdu. nefiz. yaz ortasında manisa kurak bi sıcaklıkla kavrulurdu o asmaların altında gölgede bööle sularda şop şop nası güsel olurdu. dayımlarda kalmayı sevmem aslında. emine ablamlarda kalmayı seviyorum. oınların da güsel bahçesi var tulumbaları var ama dayımların tulumbası gibi olmuodu. ama ordada mesela avluda çan çan konuşmayı sona büyük odaya geçip teyzeannanemle türkan teyze uyuduktan sonra emine ablayla çiğdem çitip kola içip geyik yapmayı seviorum çok. sona emine abla gecenin bi vakti hayatın öbür ucundaki mutfağa gider kahve yapardı. hava anca gecenin köründe kahve içilicek kadar soğuk olurdu. sonra uyurduk. sonra sabah elinde kahvaltı tepsisiyle gelir ve yer sofrasını kurardı. canım ya.
herşeyin kötü olacağından emin olduktan sonra, kendime kötülüğü ve değişmezliği kesin bir senaryo hazırlayıp iyiye dair umutlarımı hhoopp çöp öğütücüye attıktan sonra rahatladım. no hope no pain. rahatım şimdi. gerginliğim geçti. korkacak bir şey kalmadı. bu gemiyi de titanik yaptım. böylece amerikaya gidip orada yeni bir hayata atılınca başıma gelecek kötü olaylardan korkmama gerek kalmadı. :)) saçma bir huzur, hoş bir rahatlık, mutluluk sonrası mutsuzluk ihtimalini ortadan kaldırınca duyulan mutluluk. evet belki saçma. ama bu benim işte.
Salı, Ağustos 20, 2002
normal, sakin, normal, belirli, sıkılmayan, agresif olmayan, gerilmeyen, dağıtmayan, uzatmayan, abartmayan, dağılmayan, paranoya yapmayan, normal olan, normalleri çeken, normal karşılayan, normal karşılanan,normalden korkmayan, normalden kaçmayan, bıdıbıdıbdıbıdıbıdıbıdbıdıbıdbıdıvısdbıdıbıdıbıdıııııbbbbbıııııııı
gece ben hüzün yaparken avşar aradı. o da hüzün yapıomuş. nil bana hüzün playlist hazırlıodu bilgisayarın başında. avşar tütsü yok die üzülüodu bende buhurdanlık yaktık dedim. sonra nie böyle hepimiz efkarlandık ki gece dedim. o da aynı şeyleri yaşayan insanların sürekli beraber olan insanların böyle olması doğal dedi bende evet dedim. doğal olmayan beraberken yaşadığımız aynı şey eğlenceydi. birlikteyken çok eğlenmiştik. ama genede bunda hüzünlenecek bişiler bulmayı becermişis demekki. aferin bize. başımız göğe ericek. salak biz.
eskiden herkesin bir şansa daha sahip olması gerektiğini düşünürdüm. yani herkes hata yapabilr diye. ama şimdi öyle değil. yani hala öyle düşünüyorum ama uygulamada öyle değil. biri bana bir kere hata yaptığı zaman herhangi bir yer ve zamanda bir ikinci şans veremiyorum. büyük bir hata olması da gerekli değil. yanlış yer ve zamanda yanlış bir şey söylemiş bile olsa durum değişmiyor. belli sınırların içine aldığım insanların sınırsız hakları var. ama bu sınırı geçirmeye karar verdiğim bi insan henüz sınırın dışındayken böyle bir şey yaptıysa alt üst oluyor her şey. sınırı geçirmeye karar verecek kadar değer verdiğim için hatayı görmezden gelmek istiyorum. sınırı geçecek kadar güvenimi kazanmamış olduğu için affedemiyorum. daha doğrusu affetmeye korkuyorum. sonrası? yok. bu ne yaman çelişki anne diye dolanıyorum ortalıkta.
dün ırmakların evine gittik. öncesinde nargile içmiştik hafif başım dönüyordu. benim başım dönerken denizde minik gözler oluşuverdi. yağmur yağdı sonra bizi kaldırdılar yerimizden. biz de gittik. ırmaklarda yağmur yağdı. yağmur. bu ara gene benim biricik sevgilimsin yağmur. hep buralardasın. ben çok huzursuzum yağmur. nolucak benim bu halim. neyin içerde neyin dışarda kalması gerektiğine artık karar veremiyorum yağmur. dışarda kalsın istiyorum. böylece daha kolay olacak hayat. ama içerde olmasına özlem duyuyorum. içeri almaya karar veriyorum ama bu defa o içeri girmek istemiyor. birisini ya da bir olayı yaşam çemberinin içine almak tek kişilik bir olay değil ki. tam katılım gerektiriyor. sonra en ufak bir aksilik de hoop, bırakıyorum elimdekileri. sonuçta ben gerginliğimle ellerim boş ölece salak gibi kalıyorum kendi içimin ve dışımın ortasında. ve doğal olarak hiç bir yere varamıyorum, hiç bir şeyi değiştiremiyorum.
cumartesi gecesi eve dönünce bi garip oldum. asansörde düğmleri ters tarafta, yani nillerin asansöründeki yerlerinde aradım. zaten metenin arabasıyla nillerin sokağına saptığımız anda hepimiz evimize gelmişiz de yatıp uyuycakmışız gibi hissediyodum. sonra tabi yol boyu surat astım. ertesi gün ailemi yabancıladım.
Çarşamba, Ağustos 14, 2002
öyle çok değiştim ki. durup bakınca geriye yürüdüğüm yollar beni beklediğimden ne kadar farklı yerlere çıkartmış, bir zamanlar durduğum yerin ne kadar da uzağına düşmüşüm. dışardan bakınca umursamaz ve zaman zaman katı görünen, içerden ürkek bir insan oluvermişim. bazı şeylerin düşüncesinden bile öyle çok korkuyorum ki. kendimi bazı ruh hallerinde hayal etmeye çalıştığımda korkudan soluğum kesiliyor. göze alamıyorum artık kayıpları. eskiden acıya ya tehlikeye karşı aptalca bi cesaretle atabilirdim kendimi. gelecek acıların beni yenileyeceğine dair bir inancım vardı. şimdi de var. evet acılar değiştirir çehremi. ama galiba eski çehremi özlüyorum. yürüdüğüm yolların beni çıkarttığı sokaklar olmayı hayal ettiğim sokaklar değil. yüzeyde görünen, başarılı hayatım değil bahsettiğim. yoketmeyi başardığım duygusal hayatım. aferin bana. yokettim bravo. alkış!
Salı, Ağustos 13, 2002
- Hmm. Demek bi kere intikam aldın. Ama bu bayaa sertmiş, belki bunun yanında diğerleri çok hafif kaldıı için saymıyosundur onları
-yoo cidden genelde onla mı uraşıcam vaktimi harcamamı haketmio dşie düşünür ve görmezden gelirim kendimle ilgili yani sevdiim birine zarar verirse biri o zaman biraz deişebilir tabi durum
-Belki ben yanlış algıladım. Ya da belki yapmıyosun ama o mesajı yolluyosun. "Bana yanlış yaparsan aazına mçılır"
-o mesajı veriyo olabilirim yani o kadar fazla yamuk yapıldı ki senin canın yandıktan sonra intikam almışsın almamışsın bi önemi yok o yüsden o mesajı verip korumaya çalışıorumdur
-Evet sanırım bunu yapıyorsun.
-yoo cidden genelde onla mı uraşıcam vaktimi harcamamı haketmio dşie düşünür ve görmezden gelirim kendimle ilgili yani sevdiim birine zarar verirse biri o zaman biraz deişebilir tabi durum
-Belki ben yanlış algıladım. Ya da belki yapmıyosun ama o mesajı yolluyosun. "Bana yanlış yaparsan aazına mçılır"
-o mesajı veriyo olabilirim yani o kadar fazla yamuk yapıldı ki senin canın yandıktan sonra intikam almışsın almamışsın bi önemi yok o yüsden o mesajı verip korumaya çalışıorumdur
-Evet sanırım bunu yapıyorsun.
Pazartesi, Ağustos 12, 2002
mutluluk ihtimalini görünce panikleyip bozuyor işte. çok çalıştığı bir sınava son dakika da girmekten vazgeçmek ya da çok eğleneceğini bildiği bir konserin kapısında girmekten vazgeçip eve gitmek istemek... böylece mutlu anıları olmuyor. kötü bir şey olduğunda karşılaştırıp daha yalnız ve üzgün hissedeceği anlar birikmiyor belleğinde. belki mutsuz ama inişleri çıkışları olmadığı için daha az acı veren bir hayat sürüyor kendi kendine.
gelmek-gitmek. gel-git. gel-git akıllı. gelin. gelmek daha çok takdir topluyor sanırım. gelin diye bir şey var. gelmek mutluluk veren bir şey olsa gerek. bu toplumun kadınlara yüklediği en büyük mutluluğu gelin olmayı gel kökünden türetmişler. erkeklerin en büyük mutluluğu olduğu varsayılan hayatlarının büyük çoğunluğunda akıllarında olduğu söylenen sekste en büyük mutluluk noktaları olan boşalmakta gelmek diye tabir ediliyor. nedir bu gelme hevesi anlamadım ki ben. çok sıkıcı, geliosun, ee sona? sonası yok geldim bitti. eve geldim gün bitti. işe geldim keyif bitti. yazlıa geldim hafta bitti. manasız bişi.
Perşembe, Ağustos 08, 2002
Salı, Ağustos 06, 2002
yolda giderken birisini görürsün. otobüsün camından puslu bir açıyla. sonra akar gider yanından. senden sonrasını bilmezsin. karşıdan karşıya geçmiş olabilir. karşıdan karşıya geçmemiş olabilir. karşıdan karşıya geçememiş, hızla gelen bir aracın altında kalmış olabilir. 10 saniye önce geçmekle yanından, görüntüler dünyasında sonsuz bir yaşam sunarsın ona. 10 saniye sonra geçseydin sonsuz bir ölüm armağan edecekti sana.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)